• Post on Facebook
  • Twitter
  • pdf
  • Print version
  • save
Most Popular

Yetmiş yıl boyunca parlayan bir yıldız: Seyid Bahr’ul-Ulum

|   |   times read : 18
Font size: Decrease font Enlarge font

Yüce Allah’ın Adıyla

Yetmiş yıl boyunca parlayan bir yıldız: Seyid Bahr’ul-Ulum

Bugün Necef-i Eşref semasından, ilim havzasından ve entelektüel, edebi ve siyasi arenadan yetmiş yıl boyunca parlayan bir yıldız kaydı. Her türlü baskı, zulüm, yabancılaşma, acı çekme ve kısıtlama onu karartamadı. Bu şahıs, merhum Dr. Seyid Muhammed Âli Bahr’ul-Ulum’dur (Allah makamını yükseltsin).

1940'lı yılların ikinci yarısında (1928 doğumlu) ömrünün baharında olduğu zamandan beri, ümmetin geri kalmışlık, cehalet, kölelik ve eski geleneklerin kısıtlıklarından kurtarılmasıyla ilgilenmiştir. Onun bu kadar yüksek fikirli olması alışılmadık bir şey değil, çünkü iki yüzyıl boyunca dini ve sosyal liderlik yürütmüş şerefli bir ailenin soyundan geliyor. O, Necef'te, içinde babam merhum Şeyh Musa Yakubi’nin de bulunduğ ilim havzasındaki ailelerin erdemli çocukları ve akranlarıyla birlikte Necef Gençlik Komitesi’ni kurdu. Onlar, Haydari Avlusu ve evlerde dini oturumlar ve şiarları bilinçlice ihya ederek bunu diriliş ve bilinçlenme misyonunu aktarmak için vesile kıldılar. Bu tür aktiviteler geleneksel muhafazakar havza ortamı dışındaydı. Ancak cesaretleri, sorumluluk duygusu ve aile ilişkileri bu eyleme devam etmeleri için onları motive etti. Şehit Hacı Abdu’s-Sahib Duhayl ve merhum Edip Muhammed Sadık Kamusi gibi bazıları, daha sonra 1958’de İslami Dava Partisi'nin kurulmasına evrilen İslami teşkilatların kurulması yönünde politik çalışmalarını geliştirdiler.

O zamandan beri, ümmet için etkili dinamik bir dini otoritenin çekirdeği olarak uygun bir dini liderlik seçmenin önemini hissettiler ve 1946’da genel dini otorite Seyid Ebu el-Hasan El-İsfahani’nin (Allah varlığını kutsasın) ölümünden sonra, merhum Seyid Muhsin Hakim’in (Allah varlığını kutsasın) dini otoritesine zemin hazırladılar. Böylece kutsanmış otorite için bir destek oldular ve toplumu bu hususta ikna etmek için dini ve sosyal günlere yatırım yaptılar.

Kendisi, mübarek İslami harekette aktif bir unsur olarak kaldı ve partilere ait olmadan ve onların ilkel konumlarını destekleyerek dinsel mercilik/otorite ile ilişkisini sürdürdü. Cumhurbaşkanı Abdülkerim Kasım, dinsel merciliğin kesin olarak her zaman reddettiği Şerî Kişisel Durum Yasasını kaldırırınca ve 1959’da Medeni Kanun’u çıkarınca, Seyid Bahr’ul-Ulum, “Kişisel Durum Yasasına Işıklar” adlı değerli kitabını yayınladı. O, bu kitapta bu yasadaki birçok hususun yalnızca Caferi mezhebine göre değil, bilakis tüm Müslüman mezhepleri bağlamında İslam hukukunu ihlal ettiğini gösterdi. Anayasa, resmi devlet dininin İslam olduğunu ve mevzuatının İslam'ın ilkelerine aykırı olmaması gerektiğini onaylamasına rağmen, halen bu yasa yürürlüktedir.

1960 Yılında merhum babası Seyid Ali'nin ölümünden sonra, müçtehitlerin üstadı merhum Şeyh Hüseyin el-Hali'nin başını çektiği kıdemli bilim adamları, yazarlar ve vaizlerin katılımıyla düzenlenen günlük oturumları sürdürdü. Bu, çeşitli sosyal konuların ve bilimsel tartışmaların ele alındığı bilimsel, edebi ve entelektüel bir forumdu.

Henüz ben de küçük bir çocuk olarak merhum babama eşlik ettiğimi hatırlıyorum. Necef'teki edebi dernek sekreteri büyükbabam merhum Şeyh Muhammed Ali El-Yakubi 1965'te, vefat ettikten sonra, Seyid Muhammed Bahr’ul-Ulum derneğe başkan seçildi. O zamandan beri, dernek ümmetle ilgili meselelerde niteliksel bir değişime tanıklık etti, Irak ve İslam ülkelerinden bilimsel, entelektüel ve edebi şahsiyetlerin davet edildiği yıllık bir kültürel etkinlik düzenlenmeye başlandı.

Bu etkinlikte Seyid Musa Sadr, Şeyh Muhammed Cevad Muğniye ve ayrıca Seyid Muhammed Bakır Sadr (Allah varlıklarını kutsasın) konuk ve katılımcılar arasındaydılar. Seyid Muhammed Bakır Sadr burada “imamların İslamî hayattaki rolü” gibi önemli bir takım araştırmalarını sundu. O zamanlar babamın yayınladığı el-İman dergisi, bu kültürel etkinliklerde sunulan her şeyi değerli bir bilgi serveti olarak kaydetti.

Merhum Seyid Bahr-‘ul-Ulum,  "Özgür Düşünceler" başlığıyla el-İman dergisinin başlangıç sayfasını yazıyor, bunun aracılığyla ümmete İslam ve bilinçli merciliğin mesajını iletiyor ve tanınmamak ve belirginleşmemek için altına "Ebu İbrahim" imzasını atıyordu.

1968’deki uğursuz Baas darbesi, bu darbeyi yapanların doğrudan Seyid Hakim’in merciliğiyle çarpışmaları ve 1969’da oğlu şehid merhum Seyid Mehdi Hakim ve bir grup muhalifin baskı ve terör politikaları kapsamında idam cezasına çarptırılmaları ve devletin kendisini de cezalandırma hedefi gütmesinden sonra,  Seyid Bahr’ul-Ulum, Kuveyt’e gitti ve orada birkaç yıl Caferi fıkhı esasınca şahsi haller konusunda yargıçlık yaptı. Ardından Londra'ya gidip oraya yerleşti. Londra’da rejime karşı muhalifliğini ve mübarek İslami hareketi sürdürmeye devam etti. Çökmüş rejim, 1991 Şaban ayaklanmasının ardından onun ailesinden tanınmış birçok kişiyi katletti. İki tanınmış yüce kardeşi şehid Seyid Alaaddin ve Seyid İzzeddin, bazı evlatları,  kuzenleri ve kuzenlerinin çocukları idam edildi. Kadınlar da dahil olmak üzere kimse iade edilmedi. Merhum şehid Seyid Muhammed Hüseyin Bah’rul-Ulum’un saygıdeğer eşi, 1991 yılında Amerikan güçlerinin rejim yandaşlarına yönelik saldırısı sırasında açılan yaylım ateşinde evinde şehid düştü.

Merhum, eğitiminde dini ilimler ile akademik çalışmaları bir arada topladı. Hukuk Fakültesi'nden mezun oldu. Yüksek lisansını İran'dan, doktora derecesini Kahire'den aldı. Irak üniversitelerinin bilimsel yeterliliklere sahip olmalarını sağlamak için Necef'te el-İlmeyn Yüksek Araştırmalar Enstitüsü'nü kurdu.

       O mütevazı idi. Allah’ın razı olmadığı hiçbir iş yapmaz ya da bir kimseyi ziyaret etmezdi. İlişkilerde sıcaktı. Onunla oturanlar, sahip olduğu kültür, edebiyat ve tarih bilgisi ve espirisiyle kendisine yakınlaşırlardı.

Onun cesaret ve insafı beni şaşırttı. Birkaç ay önce kendisiyle yaptığım görüşmede, açık ve şeffaf olarak 2003'te Saddam diktatörlüğünün yıkılmasının ardından iktidara gelen birçok siyasi sınıfın (yurtdışında kendisyle birlikte muhalif olan kişiler de dahil olmak üzere) kılık değiştirdiğini ifade ediyordu. Ümmetin  binlerce alimi, misyon sahini ve eliti ilkeleri egemen kılmak için cihad etti ve bu yolda şehid düştü. Ve şöyle dedi: "Biz insanlara yeşil halılar serilmesini (yani onlar için refah, mutluluk ve iyilik) bekliyorduk ama onlar kırmızı halılar (yani kan ve yıkım) serdiler."

Seyid Muhammed Bahr’ul-Ulum'un vefatıyla, zengin bir ahlaki, entelektüel, dini, politik ve edebi ansiklopediyi kaybettik. Ancak yetmiş yıl boyunca sadık kaldığı mesajını aktarmayı sürdürenlerin varlığı ile doldurulabilecek bir boşluk yarattı. Allah ona rahmet etsin, kendisini temiz atalarına katsın. Kendisinin evlatlarına, ailesine ve değerini bilenlere başsağlığı diliyoruz.

 

 Muhammed Yakubi – Necef-i Eşref

 07.04.2015