• Post on Facebook
  • Twitter
  • pdf
  • Print version
  • save
Most Popular

Niçin Öldürülmek Onlar İçin Bir Adettir

|   |   times read : 20
Font size: Decrease font Enlarge font

Yüce Allah’ın Adıyla

Niçin Öldürülmek Onlar İçin Bir Adettir[1]

Nakledildiği üzere, İmam Hüseyin’in (a.s) evlatları ve bu cümleden olmak üzere İmam Seccad (a.s), Abdullah b. Ziyad’ın meclisine girdikleri zaman aralarında bir konuşma geçer. Lanetli (Abdullah b. Ziyad), İmam Seccad’ın (a.s) öldürülmesini emreder ve İmam (a.s) şöyle buyurur: “Cani ey Ziyad’ın oğlu beni tehdit mi ediyorsun? Oysaki sen öldürülmenin bizim adetimiz ve Allah katından üstünlüğümüzün şehadet olduğunu biliyorsun.[2]

Bu sözler, niçin öldürülmek onlar için adettir, diye sorup durmadan hatipler (Allah ecirlerini versin) tarafından minberlerde kullanılıp duygu ve ibretler canlı tutulmaktadır. Bu, öldürülmenin kendileri için geçici bir hal olmadığı, açıkça onların biri diğeri ardınca aynı akıbeti paylaşmasıyla  bir adete dönüştüğünü içeren bir anlam olarak Ehli Beyt’in (a.s) sözlerinde tekrar edilmiştir. Hatta bu hususta Ehli Beyt’ten (a.s) şöyle nakledilmiştir: “Bizden olup da kılıçla veya zehirlenerek öldürülmeyen kimse yoktur.”[3]

Müminlerin Önderi Ali’den (a.s) şöyle nakledilmektedir: “Etkisiz kılınmamaları gayesiyle görünüşte kendilerine itaat edilmese, korksa ve tanınmasalar da şüphesiz yeryüzü senin yaratıklara olan hüccetinden yoksun değildir.[4] Onlar (a.s) dışlanma azledilme, derbeder olma ve kovalanma arasında kuşatılmışlardır. Eğer bunlar gibilerine itaat edilmeyecekse, o halde insanlar kime itaat edecektir? Firavun, Nemrut ve Saddam’a mı itaat edecekler? Eğer bu gibi kimseler korkar gizlenirse, hakimiyet, güç ve iktidar kimin olacaktır? Şeytanın tağut ve müstekbir dostalarının mı olacaktır!

Bu, ümmetin hayatında derin bir odaklanma ve düşünmeyi talep eden bir fenomendir. Neden yüce Allah’ın alemlere rahmet olarak yarattığı ve tümünün insanlık için bir hediye ve hayır sayıldığı kutsal varlıklarıyla yeryüzü ve ehlini şereflendiren bu yüce insanların akıbeti bu şekildedir? Niçin bunların ödülü daima öldürülme, hapis, işkence, derbederlik, kuşatma ve azledilmedir? Onları göz bebeği yapmak, savunarak ve himaye ederek fedakarlık etmek ve insanların kendilerinden daha fazla istifade etmesi için ömürlerini uzatmaya çalışmak ümmetin görevi değil mi? Neden sonuç bunun tersine oluyor ve ümmet onları ömürlerinin baharında kaybediyor? Hz. Zehra (a.s) on sekiz yaşında, İmam Cevad (a.s) yirmi beş yaşında, İmam Hasan Askeri (a.s) yirmi sekiz yaşında, İmam Hadi (a.s) kırk iki yaşında ve Hz. Peygamberin (s.a.a) torunu İmam Hasan (a.s) kırk yedi yaşında şehit oldu. Hakeza hepsi kılıç veya zehir ile şehit düştü.

Onlar (a.s) bu kaderlerinde sürekli karşılaştıkları elem ve acıyı ifade ettikleri zaman, bunu kendilerine olan sevgilerinden ya da bu dünyadan bir şeyler kazanma arzusundan dolayı yapmazlar. Çünkü onların Allah katındaki üstünlüğü, şehadettir. Şehadete ancak büyük bir talih ve ilahi seçim ile ulaşılabilir. “Sizden şehitler aldı.” (Âli İmran/140) Fakat onların elim ve acıları, bu sefil ve çaresiz ümmete olan şefkatlerinden kaynaklanıyor. Bu ümmet, kendilerinin hayır ve iyiliğini isteyen kimselere böyle acımasız bir kader sunmakta ve onları kötü bir azap olarak adlandıranlara itaat etmekte ve boyun eğmektedir.  Bu, yüce Allah’ın Kur’an’da tabir ettiği keder ve pişmanlıktır: “Ne yazık şu kullara! Onlara bir peygamber gelmeyegörsün, ille de onunla alay etmeye kalkışırlar.” (Yasin/30)

İnsanların gerçek liderlerine yönelik davranışlarına dair bu karartıcı resme rağmen, hidayet yolunu takip etmek isteyenleri ve hakikatin yolunu aydınlatan bir ışık parıltısı var. Müminlerin Önderi (a.s), “...onlar sayıca azdırlar”, diye bu kimselerden söz etmiştir.[5] Sayıları az olmasına rağmen mahlukat için ilahi rahmetin sürdürülmesi kendileriyle sağlanmıştır. Çünkü yüce Allah kullarına karşı şefkatlidir, lütuf sahibidir ve onların kaybolmasına ve sapmasına izin vermez. Her ne kadar onlar inkar etse, düşmanlık yapsa ve isyan etseler de O kullarını kullarına bırakmadan yücedir. Bir kudsi hadiste şöyle buyurmaktadır: “Mahlukat benim ailemdir ve nezdimde onların en sevgilisi, onların ihtiyaçlarını gidermede en  lütufkar olan ve en çok çalışan kimsedir.”[6] Şüphesiz Allah, kullarına kendilerinden daha çok şefkat beslemektedir.

Sonuç olarak, fıtrata aykırı olan ve günümüze kadar her nesilde tekrar edilen bu tehlikeli olgu karşısında teşhis ve tedavi amacıyla duraksamamız, teşhiste bulunmak için üzerinde düşünmemiz, analiz etmemiz ve nedenlerini saptamamız gerekmektedir. Daha önceki bir derste “Ali’nin (a.s) düşmanları, Ali’nin (a.s) erdemleri gibi sonsuzdur” başlığıyla bu nedenlerden bazılarını belirtmiştik.

Bu sosyal manevi hastalıklara dikkat edilmelidir. Bedeni etkileyen genel salgın hastalıklara dikkat edilmesin denilmemektedir. Bilakis ahiretin kalıcı yaşamını tahrip ettiği ve dünyadaki insan yaşamını azalttığı için ilki sadece önceliklidir. Fakat bunun ciddiyetine dikkat etmeme sorunu var.

Bu, teşhis açısındandır. Ama tedavi din, Kur’an öğretileri, Ehli Beyt’in (a.s) biyografisi ve ahlakında derinleşmek, pratikte onlara riayet etmek ve sonra da ilmi havzalar, Kur’an-ı Kerim okulları ve benzeri kanallar aracılığıyla halkın arasında bu ilimleri yaymaktır.

Bu, her birimizin Müminlerin Önderinin (a.s) “onlar sayıca azdır” diye nitelediği gruba dahil olmamız ve yüce Allah’ın “ne yazık şu kullara! Onlara bir peygamber gelmeyegörsün, ille de onunla alay etmeye kalkışırlar” (Yasin/30) diye belirttiği değerli bir fırsatı kaçıran gafil ve şaşkın çoğunluktan olmamamız için değerli bir fırsattır.

 

 



[1]. Muhterem Taklit Mercii Yakubi’nin (gölgesi esirgenmesin) 07.03.2015 tarihinde Kerbala’daki Dinsel Sadr Üniversitesi ve Aynu’l-Tamar bölgesindeki Dar’ul-Kur’an-ı Kerim’den bir gruba yaptığı konuşmadandır. 

[2]. Biharu’l-Envar: 45/118, el-Luhuf li ibn. Tavus: 62.

[3]. İlelu’ş-Şerayii: 226.

[4]. Usul-i Kafi, el-Cüzü’l-Evvel/374 ve Ğıybetu’n-Numani: 209-210.

[5]. Usul-i Kafi, el-Cüzü’l-Evvel, s. 274.

[6]. El-Kafi, c. 2, s. 119.