• Post on Facebook
  • Twitter
  • pdf
  • Print version
  • save
Most Popular

DİNİ MERCİ YAKUBÎ, FRANSIZ ORYANTALİST İLE GÖRÜŞÜRKEN: İSLAM, ARAP ÜLKELERİNDEKİ MEDENİYETİN KURUCUSU VE YÜZYILLARDIR İNSAN UYGARLIĞININ DA LİDERİDİR.

|   |   times read : 33
Font size: Decrease font Enlarge font
DİNİ MERCİ YAKUBÎ, FRANSIZ ORYANTALİST İLE GÖRÜŞÜRKEN: İSLAM, ARAP ÜLKELERİNDEKİ MEDENİYETİN KURUCUSU VE YÜZYILLARDIR İNSAN UYGARLIĞININ DA LİDERİDİR.

DİNİ MERCİ YAKUBÎ, FRANSIZ ORYANTALİST İLE GÖRÜŞÜRKEN: İSLAM, ARAP ÜLKELERİNDEKİ MEDENİYETİN KURUCUSU VE YÜZYILLARDIR İNSAN UYGARLIĞININ DA LİDERİDİR.

Şaban-ı Muazzama 1439 Çarşamba

18/04/2018

Muhterem Dinî Mercî Şeyh Muhammed Yakubî (gölgesi esirgenmesin), İslamî cemaatler konusunda uzman olan ve Paris Siyasi Etütler Enstitüsü'nde aşırılıkçılığa karşı mücadele veren araştırmacı Gilles Kepel[1] ile beraberindeki heyeti, Necef-i Eşref’teki ofisinde kabul etti. Konuk heyetin başında bulunan Gilles Kepel’in, Necef-i Eşref şehrine yapmış olduğu ilk ziyareti olan bu ziyaretinin, en önemli hedeflerinden birinin de muhterem Dinî Mercî ile görüşmek olduğu ve onun, son yıllarda ortaya çıkarak İslam dinini, içinde bulunduğu zorba ve yanlış eylem ve pratiklerine alet eden tekfir ve aşırılığa karşı, bölgenin geleceği ile ilgili düşünce ve görüşlerini almada ısrarcı olduğu görülmekteydi. Gilles Kepel aynı zamanda, Muhterem Dinî Mercî’nin rasyonel hareketleri ile alakalı bilgi edinmek ve Irak devletinin yeniden inşasında karşılaşılan zorlukları çözmedeki rolleri hakkında bilgi almaya önem vermekteydi.

Muhterem Dinî Mercî Yakubî (gölgesi esirgenmesin), sayın Gilles’in sorularında üzerinde önemle durduğu Ehlibeyt (a.s) mezhebinin dayandığı düşünsel ve doktrinel temellerini açıklarken, Şii ideolojisinin insana saygıya dayandığını, hatta Hadis-i Kudside: “yaratılanlar, benim ailemdir. Bana en sevimli gelen kişi, aileme en şefkatli davaranan kimsedir.” Diye bahsedilerek burada yaratılan (halk) kelimesi ile sadece insan türünün değil, tüm yaratılanların kastedildiğini ifade ederek, insan dışındaki diğer yaratılanlara da değer verdiğini dile getirdi. Sözlerinin devamında “Mümin, Kabe’den daha saygındır.” Diyen Hadis-i Kudsiye değinerek Ehlibeyt (a.s) ekolüne göre İslam, birbirine saygı duyma, ılımlılık, hoşgörü ve barış kültürü yayma esasları üzerine bina edildiğini ifade etti ve hatta barışın da ötesinde  İmam Sadık’tan (a.s) gelen: “din, sevgiden başka bir şey değildir.”[2] hadisine atıfta bulunarak aramızdaki ilişkilerin sevgi ve muhabbete dayanmasını tavsiye ettiğini dile getirdi.

Muhterem Dinî Mercî (gölgesi esirgenmesin), İslam'ın diyaloğu, düşmanlarla bile olsa temel bir ilke olarak benimsemesi gerçeğine dikkat çekerek; bu durumun, Resulullah'ın (s.a.a) biyografisine ve onun Ehlibeyt’inden olan Masum İmamların (a.s) yaşantılarına bakıldığında açıkça görüleceğini  ifade etti. Müslümanlar tarafından oybirliği ile kabul edilen meşru halife Müminlerin Emiri Ali bin Ebi Talib’in (a.s), kan dökmemeye ve insanların hayatlarını kurtarmaya özen gösterdiğini ve bu amaçla Muaviye ile savaşa girmeden önce (İslam Halifeliğine karşı inatçılığına ve isyanına rağmen) ona nasihatte bulunmak ve ona doğru yolu göstermek için bir sene boyunca mektuplaştığını müşahede edildiğine değindi. Ayrıca, Sahabe’den olan amcasının oğlu Abdullah bin Abbas'ı, Haricilerle konuşmak, onları uyarmak ve kendilerine öğüt vermek için gördererek toplam sayıları 9,000 olan Haricilerden 6,000 kişiyi ikna etmeyi ve hak yoluna geri döndürmeyi başardığını da sözlerine ekledi.

Değerli Al-i Cenapları konuşmalarında, şu anda müşahede ettiğimiz canlı bir örneğe atıfta bulunarak, düşünsel ve dinsel aşırıcılığı ve başkalarını tekfir etme sorununa çözüm bulmamız gerektiğini, söz konusu çözümün de mevcut akımların düşünsel kökenlerini ve eylemlerini meşrulaştırmak için dayandıkları kaynakları ele almakla mümkün olabileceğini ifade ederek,   buna da ancak diyalog kapısını açarak ulaşılabileceğini belirtti. Aşırılık yanlılarının çoğu, zihinsel ve düşünsel olarak kendisine mağlup düştükleri bir şaşkınlık ve kafa karışıklığı içerisinde oldukları tespitinde bulunarak onların, mevcut fikirsel şaşkınlıklarını düzeltmeye çalışmadan, onlarla askeri bir çatışmaya girmenin de zararlı olacağını söyledi.

Muhterem Dinî Mercî, Ehli Sünnet kardeşlerimize, kendilerine göre mezhep imamları çağından beri, içtihat etme cevazının ehil insanların elinde kalması, körü körüne verilen ilgili ilgisiz fetva çemberinin daraltılması ve bu dinî merciiyetin, bize göre de içtihat etmenin şartlarından olan ilmî ve ahlâkî olarak ehliyetli kişilerin elinde kalması için kapatılan içtihat  kapısını açma konusundaki çağrısını yineledi.

Dinî merciiyetin rolüyle ilgili olarak da muhterem Dinî Mercî, dinî otoritelerin ülkenin birliğini koruma, halkın kamu yararlarını muhafaza etme, refahları için rehberlik etme, toplumun bir arada yaşama ilkesini pekiştirme ve ülke halkı arasında vatandaşlık ruhunu pekiştirme konusundaki arzu ve isteklerini vurguladı. Doğrusu bu birlik ve beraberliğin, ülkemizin halkları arasında farklı mezhep ve etniklerine rağmen, ulusal konumlarda ve olaylarda, güvenlik ile ilgili proplemlerde ve buna benzer diğer meselelerde apaçık olarak müşahede edildiğinin de altını çizdi.

Değerli Dinî Mercî, dinî otoritenin vatanına ve insanlarına karşı sorumluluklarının farkında olduğunu, ancak siyasi durum ile ilgili ayrıntılara müdahale etmediğini vurguladı. Zaten onun bir parçası olmadığını da dile getirdi. Aslında bu tür konulara müdahil olmasının nedeni; İşit’in Irak'a girmesi ve buna benzer diğer hassas konularda halkın çıkarlarını ve yaşam standartlarını korumaya dönük olduğununda altını çizerek bu durum ise mevcut gerçeklikte zaten Dinî Otoritenin yükümlülüklerinden biri olduğunu dile getirdi.

Muhterem Dinî Mercî, bazılarının İslam ile medeniyet arasında ayrım yapma girişimleri ve medeni toplum ve modern devleti, yasaları İslam hükümlerine dayanan devlete zıt olarak gösterme çabaları hakkındaki endişelerini de dile getirdi. Değerli Zatları (gölgesi esirgenmesin) İslam dininin Arap ülkelerinde medeniyetin kurucusu olduğunu ve yüzyıllarca insan medeniyetinin lideri olduğunu açıkladı. İslam'dan önce Arapların içinde bulundukları durumu araştıranlar, onları birbiriyle çatışan gruplar olarak bulacağını ama İslam ile beraber her tarafa yayılan bir medeniyet haline geldiklerini, medeniyet ve kültürün doğduğu ana bir merkeze dönüştüklerini ve vizyonel olarak olgunlaştıklarını ifade ederek böylece insanlığın öncüleri ve liderleri seviyesine çıktıklarını dile getirdi.

Muhterem Dinî Mercî (gölgesi esirgenmesin) ayrıca Batı'da saygı duyduğumuz ve övündüğümüz insanî prensiplerin çoğunun köklerinin İslam'a ve İslam medeniyetine dayandığına dikkat çekti. Müslümanlar, insanlıkları ve medeniyetleri hakkında yaşadıkları gerilemeye de değinerek bunun yegane nedeni ise onların, büyük İslam dininin ilkelerini ve değerlerini bırakmaları olduğunu ifade etti. İslam dininin kapsamlı bir perspektife sahip olduğunu, zira İslam dininin ruhların, ülkelerin, medeniyet ve uygarlığın kurucusu, mimarı ve mutluluk bahşeden bir din olduğunu ifade etti.

Toplantı sonunda konuk akademisyen, muhterem Dinî Mercî Yakubî Hazretlerine, gösterdiği sabrı ve misafirperverliğinden dolayı teşekkürlerini dile getirdi.

Aynı zamanda düzenlenen mevcut toplantıya, Irak Dışişleri Bakanlığı'ndan gelen bazı üst düzey yetkililer de katıldı.

 

 



[1]. Dr. Gilles Kepel, Fransa'daki Siyasal Araştırmalar Enstitüsü'nde Orta Doğu ve Akdeniz Çalışmaları Programı Profesörü ve Orta Doğu ve Akdeniz Çalışmaları Programının da başında yer alıyor. Ayrıca Arap ve İslam dünyaları ile ilgili akademik programları doktora, yüksek lisans ve lisans düzeyinde yönetiyor. Aynı zamanda 2003 yılında Eurogolfe kanalının kurucusu ve halen de Yönetim Kurulu Başkanılığını yürütmekte olup 1995-1996'da New York Üniversitesi ve Columbia Üniversitesi'nde Misafir Profesör olarak görev yapmıştır. Arapça ve İngilizce dilleri ile felsefe alanında Siyaset Çalışmaları Enstitüsü'nden Bilim Lisansı, Sosyoloji ve Siyaset Bilimi alanında ise doktora derecelerine sahip bir akademisyendir.

[2]. El-Hisal: 21/74.