GENEL KAMU DÜZENİNİN KORUNMASININ ÖNEMİ VE FAKİHLERİN BU ALANDAKİ ROLÜ

|   |   times read : 22
Font size: Decrease font Enlarge font
GENEL KAMU DÜZENİNİN KORUNMASININ ÖNEMİ VE FAKİHLERİN BU ALANDAKİ ROLÜ

ALLAH’IN ADI İLE

GENEL KAMU DÜZENİNİN KORUNMASININ ÖNEMİ VE FAKİHLERİN BU ALANDAKİ ROLÜ

Fakihler, “Genel Kamu Düzeninin Korunması” kavramını çok kullanır ve genel hükümlerle ilgili olarak onunla istidlalde bulunurlar. Aslında Rivayat-i Şerifelerde böyle bir unvan bulunmamakta ama fakihler bu unvanı halkın genel düzenine, yaşam şartlarının iyileşmesine, ülkenin imarına, güvenliğinin sağlanmasına, ülkedeki istikrar ve kalkınmaya katkısına ve Mukaddes Kanun Koyucu’nun kendisine vermiş olduğu öneme binaen kamu yararı ve onu korumakla yükümlü kurumların bütünü için kullanırlar.

Yukarıda bahsi geçen meselelere verilen önem, birçok rivayette dile getirilmiştir. Ayrıca söz konusu konular toprak ve tarlalar, gelirler, iyiliği emretme ve kötülükten menetme, su, doğal kaynaklar, kamu yolları, ziraat ve buna benzer birçok fıkhi babta apaçık bir biçimde ele alınırdı. Bununla birlikte fakihler mevzu bahis rivayetleri düzen ve yasalar, siyasal, ekonomik, toplumsal, devlet yönetimi ve buna benzer konularla ilgili bir teoriler manzumesi olarak ele almaz, bilakis bazı fikhi meseleler olarak değerlendirip fıkıh kitaplarında dile getirirlerdi. Ancak fakihlerin bu tür konularla ilgili zihinlerinde şekilendirdikleri genel tasvir, “Genel Kamu Düzeninin Korunması” olarak adlandırdıkları olgudan ibaret olup ondan yola çıkarak bu tür meseleleri ifade ederlerdi. Günümüzde bizler, bu yeni ve başarılı nesilden, bahsi geçen farklı konuları toparlayıp birbirinden ayrıştırmak suretiyle İslamî bir düzeni ortaya çıkarmalarını umut ediyoruz.

 Bu delil, insanlık onurunun korunması ve tevhit kanıtı gibi diğer tüm kanıtlara hükmeden bir kanıt benzeri tıpkı kendisine aykırı olan herhangi bir kanunun yasalaşmasına müsaade etmeyen bir anayasa niteliğindedir. Örneğin: eğer kamu yararı için bir yol yapılmak istense ve bu yol için bazı özel mülkler istimlak edilmek istense ama mülk sahipleri, mülklerini satmak istemeseler, bu durumda fakih, mülk sahiplerinin rızası olmadan mülklerin devlet tarafından istimlak edilmesine hükmederek mülk sahiplerinin mülkiyet hakkını onlardan alır, mülke o günün şartlarına göre uygun bir değer biçip kendilerine ödemek suretiyle satın almaya hükmeder. Bu gibi durumlarda mülk sahipleri, özel mülkleri olması hasebiyle arzuladıkları gibi tasarufta bulunabilir düşüncesinden yola çıkarak satmamazlık edemezler. Zaten Mümünlerin Emiri (a.s) hilafete gelince budan yola çıkarak atmış olduğu ilk adım, Osman’ın kendi akrabalarına ve nüfuz sahibi bazı kimselere haksız olarak dağıttığı kamuya ait mal ve topraklara el koyması olmuştur. Zira kamu yararına olacak yapım ve imar dışında hiç kimsenin bu tür malları tekeline almaya hakkı yoktur.

Doğrusu böyle bir çıkış noktasının olmasının kendisi bile İslam’ın, toplum içinden çıkarak inzivaya çekilme dini olmadığı bilakis devletleşme, insan onurunu koruma, adaleti sağlama, yaşamı kolaylaştırma, güvenli ve mutlu bir toplum inşa etme ve ülkeyi kalkındırma dini olduğunun en bariz kanıtıdır. Bundan dolayı da koymuş olduğu hükümler sağlıklı bir devletin oluşması, salih ve özgür bir insan neslinin eğitilmesi için gerekli olan tüm temelleri oluşturmuştur. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: هُوَ أَنشَأَكُم مِّنَ الأَرْضِ وَاسْتَعْمَرَكُمْ فِيهَا O, sizi yeryüzünden (topraktan) yarattı ve sizi oranın imarında görevli (ve buna donanımlı) kıldı. (Hud/61). Aynı şekilde böyle bir devletin ve toplumun oluşmasına engel olabilecek her türlü engeli de kaldırmıştır. Yüce Allah şöyle buyurur: وَلَقَدْ كَرَّمْنَا بَنِي آدَمَ Andolsun, biz insanoğlunu şerefli kıldık. (İsra/70). İşte bundan dolayı da “Genel Kamu Düzenini” bozma, kaos çıkarma, devletin sivil ve askeri kurumlarını tahrip etme, toplumun huzurunu bozup korkuya sebebiyet verme, asayiş ve istikrarın bozulmasına neden olma gibi konular, İslam Şeriatı’nda en büyük günahlardan sayılmaktadır. Zira tüm bunların altında Mukaddes Kanun Koyucu’ya karşı başlatılmış bir başkaldırı yatmaktadır.

İmamlar (a.s) kendilerine tabi olanları, devlet ve yöneticiler arasında sağlıklı bir ayrımda bulunmaları konusunda eğitiyor ve konuyla ilgili bir kültür oluşturuyorlardı. Çünkü iktidardaki zalim ve zorba yöneticilere itirazda bulunma, onlara karşı mücadele ederek meşruluklarını kabul etmeme durumu, devletin sağlık, eğitim ve öğretim, belediye, yol, yurtdışı sınır güvenliği, yurtiçi güvenliği, kamu çalışmaları ve diğer hizmetleri sunan kurum ve kuruluşlarına saldırarak işlevsiz hale getirmeye cevaz vermez. İmamlar (a.s) bu konularda herhangi bir önyargının oluşmasına razı olmadıkları gibi konuyla ilgili sorumluluk bilinçleri, asil davranışları ve ahlaki tutumları en üst düzeydeydi. İktidarda bulunan yöneticilerin kendilerine ölüm, tutuklama, baskı, iskence ve açlık kustukları dönemlerde bile İmamlar (a.s), kamu yararını korumuş, genel kamu düzenini koruma konusuda sadakatli ve halisane bir tutum sergilemişlerdir.

“İslami Yaşantıda İmamların (a.s) Rolü” adlı kitabımda konuyla ilgili birçok tanık sundum. Örneğin: İmam Seccad (a.s), Rum Kayseri’nin tehdidinden sonra İslam Devleti’ne mahsus bir para politikasını geliştirmesi ile alakalı bir taslak hazırlar ve onu Abdülmelik İbn Mervan’a sunar. Yine İmam Seccad’ın (a.s), İslam Devleti’nin sınırlarını koruyan sınır muhafızlarına dua etmesi konuyla ilgili bir başka kanıttır. Zaten daha önceden Müminlerin Emiri’nin (a.s) kendisinden önceki halifelere nasihatlerde bulunarak çeşitli konularda onları irşat etmesi ve buna benzer birçok kanıt ve tanık, bahsi geçen konuyu aydınlatmaktadır.

Evet, hayati bir öneme haiz olan bu hükümlerin önemine binaen Mukeddes Kanun Koyucu mevcut hükümleri, halkı yönetmek için gerekli şartları barındıran fakihe emanet etmiştir. O, sahip olduğu geniş bilgisi, doğru basireti, yüce nezahati, uzmanlığı ve olgunluğu sayesinde doğru zamanda doğru kararı verebilecek en donanımlı kişidir. Daha önce de zikrettiğimiz gibi gerekli şartlara haiz olan fakih, demokrasi denilen mekanizmaların işleyişini sağlayacak mercidir ve yüce insanî değerlerle çelişen kanunları emir vererek, talepte bulunarak, gerekli açıklamalar yaparak ve irşat ederek kaldırabilme hakkına sahiptir. Çünkü o, halkın ve ülkenin maslahatını koruyup kollamakla yükümlü ilk kişidir. Örneğin: eğer Parlamento, herhangi bir kararı onaylarsa ve fakih, alınan mevcut kararla kamu haklarının ihlal edildiğini görürse, alınan karara uymaz. Aynı şekilde çoğunluğun oyuyla alınmış bir karar olmasına veya buna benzer mazeretlere dayanarak söz konusu karara göre hareket etmek de doğru değildir. Yine eğer parlamento üyelerine ve devlet yetkililerine abartılı derecede imtiyazlar sunan bir karar alınırsa, bu imtiyazlardan istifade etme meşru olmadığı gibi, bu durum yaşadışı bir şekilde kamu haklarından istifade etme anlamına da gelmektedir.

Muhammed Yakubî

Hicrî 21 Şaban 1438/18.05.2017