RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH’IN ADI İLE

|   |   times read : 34
Font size: Decrease font Enlarge font
RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH’IN ADI İLE

RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH’IN ADI İLE

ŞEYH MUHAMMED B. ŞEYH MUSA B. ŞEYH MUHAMMED ALİ B. ŞEYH YAKUB B. HACI CAFER’İN HAYATI

18/06/2014

Miladi 1960 yılının Eylül ayına denk gelen Hicri 1380 yılında, Peygamber Efendimizin (s.a.a) mübarek doğum günü sabahında Necef-i Eşref’te dünyaya geldi. Babası Şeyh Musa – ünlü Eyman Dergisinin sahibi -, Hatiplerin Şeyhi diye lakaplandırılan, dedesi Şeyh Muhammed Ali, anne tarafından dedesi olan Şeyh Mehdi ve Merhum Şeyh Cafer Şuşterî (k.s) ile Merhum Şeyh Hüseyin Kulî Hamedanî’nin (k.s) irfan ve ahlak medresesinden mezun olan baba tarafından dedesi Şeyh Yakub (k.s) Hazretleri gibi hitabet ve edebiyat alanında ün yapmış, ehl-i ilim olan mütedeyyin bir ailede büyüdü. Bundan dolayı da aile bireylerinin birçoğunun edebiyat, düşünce ve hitabet kaynaklarında isimleri tescil edilmiştir.

1968'de babasıyla birlikte Bağdat'a taşındı. Babasının, Bağdat'ta dini, sosyal ve siyasal faaliyetlerde bulunan, orada halka dini ve toplumsal olarak  önderlik eden ve en üst düzey dini mercî olan Merhum Seyid Mühsin el-Hakim’in (k.s) oğlu olan Şehit Seyid Mehdi el-Hakim (k.s) ile ilişkisi vardı.  

Çocuk denilebilecek çok küçük yaşlarda ilim tahsili yapmaya başladı. Babasından ayrılmaz, düzendiği sohbet programlarına katılır, onu dikkatlice dinler ve eve döndüklerinde babasının (Yüce Allah her ikisine de rahmet etsin) tüm konuşmalarını, onun huzurunda tekrar ederdi. Babası da (r.h) büyük alimlerin huzurunda oğlunun zekavet ve çalışkanlığınıdan iftiharla bahsederdi. Daha on yaşını doldurmamışken kitap okumaya başladı. Daha buluğa ermeden önce İçki Bütün Kötülüklerin Anasıdır adında tafsilatlı bir yazı kaleme aldı. Böylece seneler geçtikçe okuduğu kitapların ilmi düzeyi de gittikçe derinleşmekteydi.

Aynı zamanda yetmişli yılların başlarında yaz tatillerinde Merhum Seyid Ali Alevi’nin (k.s) Bağdad’ın Ubeydi Mahallesinde kurmuş olduğu dini havzaya gelir orada ilim tahsilinde bulunurdu.

1982 yılında Bağdat Üniversitesi Mühendislik Fakültesinden İnşaat Mühendisliği alanında lisans düzeyinde diplomasını almak suretiyle akademik öğrenimini Bağdat’ta bitirdi. Bu sırada zorunlu askerlik hizmetinden dolayı askerliğe gitme dönemi gelmişti ve o aralar Irak İran savaşı gün geçtikçe şiddetleniyordu. Ama görmüş olduğu terbiye ve üstlenmiş olduğu misyondan dolayı zülum elbisesine bürünmeyi ve bir an bile olsa o sistemin bir parçası olmayı red ederek evinde inzivaya çekildi. Aslında onun bu kararı, hayatını tehlikeye sokuyordu. Zira başta Bağdat olmak üzere rejim casusları her yere yayılmış, askerlik hizmetini yapmayanlar yakalanmakta ve halkın gözü önünde kurşuna dizilerek idam edilmekteydi.

Ama o zorlayıcı koşullarda ve sahip olduğu yeteneklerini önemseyecek,  kendisine yardımcı olacak biri olmamasına rağmen o, kendisini araştırma, inceleme ve okumaya vererek – İslami Yaşantıda İmamların (a.s) Rolü – gibi değerli kitaplar kaleme almaya başladı. Bu sırada yani Miladi 1985 yılında Yüce Allah kendi lutüf ve keremi ve bazı aracılar vasıtaysıyla ona, ikinci Şehit Sadr’a (k.s) ulaşabilecek gizli bir yol imkanı sundu. Meydana gelen bu iletişim aracılığıya İslami düşünce, ahlak ve nefis tezkiyesi konularında yapılan yazışmalar ve mesajlaşmalar sonucunda Benim Kendisini Tanıdığım Gibi İkinci Şehit Sadr ve Ariflerin Kandilleri adlı iki kitap ortaya çıktı. Aynı şekilde İkinci Şehit Sadr (k.s) da söz konusu bu fikirler ışığında Fıkıh Ötesi, Çağdaş Dünyada Yeni Felsefeye Bir Bakış gibi kalın bir ansiklopedi yazdı.

1988 yılında Irak İran savaşının sona ermesiyle beraber tekrardan Necef-i Eşref kentine döndü ve Şabaniye İntifadasının şehidi Merhum Seyid Mühsin Musevi Garifi’nin (k.s) kerimesiyle dünya evine girdi. 1991 yılında gerçekleşen Şabaniye İntifadasına katılarak Cumhuriyet Muhafızlarının mukaddes Kerbela’yı kuşatması neticesinde meydanlara çıkan Necef-i Eşref’in evlatlarıyla beraber o da meydana çıktı. Ama devrimciler, onu silahsız gruplarla beraber Necef’e geri gönderdiler. Bu yüzden de bu uğurda savaşma fırsatı bulamadı.

Bu bağlamda İntifada’nın zafere ulaşması için bazı açıklamalarda bulundu ve verdiği önemli mesajlarla gençlerin maneviyatını yükselterek onları motive etti. Vermiş olduğu mesajların bazıları da Haydar-i Şerif Meydanı’ndaki hoparlörlerden duyuruldu.

Devrimcilerin, yakalanmasından tam bir gün önce devrimin lideri unvanıyla İkinci Şehit Sadr’a (k.s) beyat etmeleri ardından, Şehit Sadr (k.s), hareketin liderliğini üstlenmesi için beş ayrı komite kurdu. Şeyh Yakubî’yi (gölgesi esirgenmesin) de Politika ve Medya Komitesi Başkanı olarak atadı.

Ama maalesef komitelerin kurulduğu günün ertesi sabahında Saddam’ın Cumhuriyet Muhafızları’nın Necef-i Eşref’e yaptıkları baskın neticesinde söz konusu komiteler, hedefledikleri faaliyetleri yapamadılar.

1992 yılında (Şaban Ayı 1412) dini elbise giydi ve sarığını da dönemin en büyük dini otoritesi olan Merhum Seyid Huyi (k.s) bağladı.

Merci oluşunun ilk başlarında İkinci Şehit Sadr’ı (k.s) ziyaret ederek onun ilk ve tek bağı oldu. İkinci Şehit Sadr’ın (k.s) kendisi de kaydedilen bazı konuşmalarında bu durumu dile getirmektedir. İkinci Şehit Sadr (k.s) ister ilim havzalarının içinden ister dışından olsun birçok kişiyi Şeyh Muhammed Yakubî’ye (gölgesi esirgenmesin) yönlendirerek dini merciyetinin her yere yayılmasını ve genişlemesini sağladı. Böylece Şeyh Muhammed Yakubî Hazretleri (gölgesi esirgenmesin), bu büyük misyonun merciiyeti noktasında İkinci Şehit Sadr’dan (k.s)  sonraki ikinci adam oldu.  

İkinci Şehit Sadr (k.s), akademi yuvası olan üniversiteler ve dini ilimlerin ocağı olan havzalar arasındaki entegrasyon projesini teşvik etmek amacıyla kurulan Sadr İlahiyat Üniversitesi’nin kuruluşundan kısa bir süre sonra onu, Üniversitenin dekanı olarak atadı. Zira İkinci Şehit Sadr (k.s), Şeyh Muhammed Yakubî’yi (gölgesi esirgenmesin) dışında bu kurumu idare edecek ve amaçlanan hedeflerine ulaştıracak düzeye sahip tek kişi olarak biliyordu. Çünkü 1419 yılının Sefer ayında görevi üstlendiği zaman– Şehit Sadr’ın (k.s) da dediği gibi – Şeyh Muhammed Yakubî (gölgesi esirgenmesin) hem akademik hem dini alanda birinciydi.  

Şehit (k.s) konuşmalarında onu över ve ona atıfta bulunurdu. Konuyla ilgili bazı sözleri, Usulculara Göre Muştak ve Ariflerin Kandilleri adlı kitapların önsözünde yayınlandı. Şehadetinden beş ay önce yani tam olarak 27/09/1998 yılına denk gelen Hicri 5 Cemadi’sani 1419 günü Şehit Sadr (k.s), Sadr İlahiyat Üniversitesi öğrencileri ile yapmış olduğu kayıtlı röportajında verdiği şu demeç ile Şeyh Yakubî’yi (gölgesi esirgenmesin) halefi olarak aday gösterdi: “... şimdi ise Yüce Allah’ın bana verdiği ömür ile havzamızdan aday gösterebileceğimiz tek kişinin sayın Şeyh Muhammed Yakubî olduğunu söyleyebiliriz. Onun müçtehitliğine de şahit olunmuş... dolayısıyla benden sonra havzayı eline alabilecek kişi kendisidir. Ben sadece ona hazırlık yaptım.”  

Şeyh Yakubî (gölgesi esirgenmesin), içtihadını ilan ederken ilim havzasında var olan edebiyata çok özen gösterdi. Öncelikle Hicri 1420 yılından beri yazmış olduğu çıkarımlı (istidlali) araştırmalarının bazılarını yayınlamaya başladı. Miladi 2004 yılına denk gelen Hicri 1424 yılında, Hicri 1386’da Seyid Huyî (k.s) Hazretleri ve diğer bazı alimlerden içtihat icazesi alan Muhterem Ayetullah Şeyh Muhammed Sadıki Tahranî (k.s) ve Muhterem Ayetullah Şeyh Müntazarî’nin (k.s) ellerinden içtihat icazesi alan Muhterem Şeyh Muhammed Ali Kiramî (şerefli gölgesi esirgenmesin), Şeyh Yakubî’nin söz konusu kitaplarından haberdar olunca müçtehitliğine tanıklık etti ve ona içtihatta bulunma icazesi verdi. Allah dar-ı bekaya göçmüş olanlara rahmet etsin, geride kalanlarını da korusun.

Miladi 1999 yılına denk gelen Hicri 1419 yılının Zilkade ayında şehit edilen Seyid Şehit Sadr’dan (k.s) hiç ayrılmadı. Şehid’in (k.s) ve her iki evladının mübarek naaşları üzerinde cenaze namazını kendisi kıldırdı. Daha sonra da bir elin parmaklarını geçmeyecek sayıdaki dostlarla birlikte dönemin puslu ve korku dolu atmosferinde, silahlarla kuşanmış  rejim uşakları arasında mübarek naaşlarını toprağa verdi.

 Şeyh Yakubî, İkinci Şehit Seyid Sadr (k.s) tarafından Irak'ta ateşlenen İslamî Hareket meşalesini ve birçoğu kendisi tarafından şekillendirilen esaslarının bayraktarlığını devraldı. Rejim, başta mübarek Cuma namazları olmak üzere şehit Seyid Sadr'ın (k.s) çalışma mekanizmalarını deşifre edip işlevsiz hale getirince Şeyh Yakubî (gölgesi esirgenmesin) geliştirdiği yeni mekanizmalar devreye sokarak çalışmalarını sürdürdü.

DİNİ EĞİTİMİ:

İlmî ve kültürel birikimine bakıldığında Şeyh Yakubî’nin orta düzeydeki (Şerh-i Lum’a ve Şeyh Muzaffer’in (k.s) Fıkıh Usulü’nü) dini ilimlerini Necef İlahiyat Üniversitesinde ve onun dekanı olan Merhum Seyid Muhammed Kalantarî’nin (k.s) dizlerinin dibinde tahsil ettiği, bütüm eğitim-öğretim aşamalarını, öngürülen zaman dilimlerinde ciddiyetle takip ederek tamamladığı, Şehit Seyid Sadr’ın (k.s) teşvikleriyle de yüksek düzey öğrenimiyle paralel olarak havzada Buhus’ul Haric (en üst düzey dini dersler) diye adlandırılan uzmanlık derslerine katıldığı görülmektedir. Bu bağlamda Hicri 1414 yılının Şevval ayından Hicri 1419 Zilkade ayında şehit edilinceye kadar Şehit Seyid Sadr’ın (k.s) Usul İlminin Lafzi Konuları derslerine katılmış, Hicri 1417-1421 yılları arasında Şeyh Muhammed İshak Feyyaz (k.s) hazretlerinin Usul-ü Ameliye derslerine iştirak etmiş, Hicri 1415-1420 yılları arasında Ayetullah Seyid Sistanî’nin ve Hicri 1416-1418 yılları arasında Merhum Şehit Mirza Ali Garavî’nin fıkıh derslerinde hazır bulunarak derslerde anlatılan bütün konuları tedvin etmiştir.

Necef Üniversitesi İlim Havzasına gelişinden bir yıl sonra Mukaddimat diye adlandırılan genel dersler vermeye başlamış. Daha sonra sırasıyla önce orta düzey (Lum’a ve Usul’ul Fıkh) ve sonra yüksek düzey (el-Mekasib ve el-Kifaye) derslerini vermeye başlamış. Bu arada onun ders halkası, en kalabalık ve en verimli ders halkalarından biriydi.

Hicri 1427 yılının Şaban ayında fıkıh ilminde uzmanlık dersleri vermeye başladı. Burada, ihtilaflı konuları, dersinin ana konusu olarak seçip ilmi erdeme daha olgun olması bakımında fakihler arasında ilmi derinliğe sahip ve tartışmalı olan meselelerde temerküz etti. Şu anda İlim Havzasının 200’den fazla seçkin hocaları derslerine katılmaktadır. İlmi ve ameli birçok konuda çeşitli çalışmaları olmuştur. Söz konusu çalışmaları İhtilaflı Fıkıh (Fıkh’ul Hilaf) adlı kitabında yayınlanmıştır. Şu ana değin bu kitabın 9 cildi basılmış ve mevcut ciltlerde toplamda 51 konu ele alınıp değerlendirilmiştir. Kitabının en belirleyici özelliği, hem Necef-i Eşref havzasının büyük kudaması  hem de kutsal Kum kenti mektebinin çağdaş ulemasına ait görüşlere yer vermesidir.

Subul’us Selam adlı bir Ameli Risalesi (Pratik Fetvalar) bulunmakta olup 1430 yılında birinci cildi basılmış ve baskısı defalarca tekrar edilmiştir. Kitabın ikinci cildi ise Muamelat ile ilgili olup yazımı devam etmektedir. Aynı zamanda hac menasiklerini içeren geniş bir Risale-i Ameliye (Pratik Fetvalar) kitabı da yazmış ve baskısı defalarca tekrarlanmıştır.

ESERLERİ:

1. Fıkıh’ul Hilaf (İhtilaflı Fıkıh): muhterem Hazretlerinin (gölgesi esirgenmesin) Necef-i Eşref kentindeki uzmanlık derslerinde değindiği konulardan esinlenerek hazıranan 9 ciltlik bir kitaptır.

2. El-Fıkh’ul Bahir Fi Savm’il Musafir (Yolcu Orucunda Geniş Fıkıh). Çıkarımlı derin fıkhi konuları kapsamaktadır.

3. El-Hitabat’ul Murahhale (Çeşitli Konuşmalar): bunların dokuz cildi basılmıştır. Bu kitap Muhterem Dinî Mercî’nin (gölgesi esirgenmesin) 1999 yılında İkinci Seyid Sadr’ın (k.s) şehadetinden sonra İslamî Hareketin önderi seçilip Irak’taki bayraktarlığını ve liderliğin üstlendikten buna çeşitli meselelerle ilgili halka ve ümmete yapmış olduğu konuşmaları, beyanatları, açıklamaları ve hitaplarını içermektedir. kitapta Irak ve İslamî Hareketin önemli bir tarihini oluşturan konuşmaları, yapıldıkları tarihlere göre düzenlenmiştir.  

4. Usvet’ul Hasetu Li’l Kadeti ve’l Muslihin (Lider ve Reformcular İçin Güzel Bir Örnek): Peygamber Efendimizin (s.a.a) hayatını, analiz ederek dersler ve ibretler çıkaran tek ciltlik bir kitaptır.

5. Devr’ul Eimmeti Fi’l Hayat’il İslamiye (İslamî Yaşantıda İmamların Rolü): yukarıdaki metod üzere Masum İmamların (a.s) hayatını ele almakta, o yaşantının tekrardan tahakkuk etmesi için ulaşılması gereken ortak hedefler belirlenmektedir. Ayrıca kitapta İkinci Seyid Sadr’ın (k.s) eklemeleri de bulunmaktadır.

6. El-Alaim’ul Mustakbele Li’l Havzat’il İlmiye (İlim Havzalarının Gelecekteki Simgeleri): bir ciltlik bir kitaptır.

7. Er-Ridaiyat Lil-Fakih (Fakihin Matemetiği): Farklı fıkhi meselelerde çok sayıda doktriner sorunun matematiksel temellerini açıklayan tek ciltlik bir kitaptır.

8. El-Muştak İnd’el Usuliyin (Usulculara Göre Muştak): şehit Seyid sadr’ın (k.s) Muştak konusuyla ilgili usul derslerine yaptığı takrirleri içeren iki bölümden oluşan tek ciltlik bir kitaptır. Şehit Seyid’in (k.s), Menhec’ul Usuliye adlı usul seti ile beraber basılmıştı.

9. Şehit Seyid Sadr’is Sani, Kema A’rifuhu (Tanıdığım İki Şehit Sadr ): Muhterem Şeyh Yakubî’nin (gölgesi esirgenmesin) 1985-1986 yıllarına dayanan ve İkinci Seyid Sadr (k.s) ile olan hatıra, mektup ve aralarında geçen konuşmaları içeren tek ciltlik bir kitaptır.

10. Kanadil’il Arifin (Ariflerin Kandilleri): Muhterem Şeyh Yakubî’nin (gölgesi esirgenmesin) 1987 yıllarına dayanan ve İkinci Seyid Sadr (k.s) ile olan aralarında geçen nefis tezkiyesi ve Yüce Allah’a ulaşma konularını kapsayan tek ciltlik bir kitaptır.  

11. Selasetun Yeşkun (Üç Şikayetçi): Kur’an, Cami ve İmam’ın (a.s) şikayetlerini dile getiren Hadis-i Şerife yazılan tek ciltlik ama üç kitaptan oluşan bir kitaptır. Her biri bağımsız bir kitap olarak da basılmıştır.

12. El-Fıkh’ul İçtimai (Toplumsal Fıkıh): Muhterem Şeyh Yakubî’nin (gölgesi esirgenmesin) el-Usus’ul Amme Li’l Fıkh’il İçtimai başlığı altında yazmış olduğu görüşleri ışığında yazılan ve toplumsal fetvaları ihtiva eden üç ciltlik bir kitaptır.

13. Nahnu ve’l Garb (Biz ve Batı): Batı medeniyetinin temel ve esaslarını beyan eden, İslam medeniyetinin üstünlüğünü gösteren tek ciltlik bir kitaptır. Kitap, 11 Eylül 2001 yılında Müslüman doğuyla başlatılan kültürel savaşın ilanından sonra kaleme alınmıştır.

14. Min Vahy’il Gadir (Gadir’in Öğrettiklerinden): Gadir-i Hum hakkında kaleme alınmıştır.

15. Fıkh-u Talebet’il Camiat (Üniversite Gençliğinin Fıkhı): Üniversite Gençliğinin Fıkhı.

Ve daha birçok kitap ve yazı...

Toplumun kitap ve yazıya olan ihtiyacına binaen Muhterem Dini Mercî (gölgesi esirgenmesin), seçkin bazı talebelerini kitap yazmakla görevlendirmiştir. Bu bağlamda onlara kitap yazımı ile ilgili planlar hazırlar, kitabın yazımı esnasında karşılarına çıkabilecek ve tek başlarına üstesinden gelemeyecek problemleri çözmek için kontrol eder, onlarda var olan potansiyel ve yetenekleri ortaya çıkarmak için bizzat ilgilenir. Bu tür çalışmaların sayısı yüzü geçmiş bulunmaktadır. Tüm bu kitaplar, Muhterem Zatlarının (gölgesi esirgenmesin) derin basiretiyle belirlediği bazı ilmi boşlukları doldurmak  veya var olan bir durumu iyileştirmek hedefiyle kaleme alınmıştır.

Çeşitli münasetbelerle ahlakî, düşünsel ve toplumsal konularla ilgili yapmış olduğu yüzlerce konuşması kayıt altına alınmıştır. Muhterem Yakubî’nin (gölgesi esirgenmesin) – farklı olaylar kaşısındaki – siyasi duruşu, açıklamaları ve nasihatleri ile birlikte bunların birçoğu Çeşitli Konuşmalar adlı kitabında bir araya getirilmiştir. Şimdiye değin kitabın 9 cildi basılmış bulunmaktadır

DÜŞÜNCELERİ:

Muhterem Şeyh Yakubî (gölgesi esirgenmesin), merceiyete ait birçok faaliyetin bireyler değil, kurumlarca yürütülmesi gerektiğine inanıyor. Özellikle de Miladi 2003 Nisan ayına denk gelen 1424 Sefer ayında ölü Saddam rejiminin devrilmesinden sonra gittikçe geniş bir alana yayılan faaliyetlerin gider genişlemesi ve daha önce tamamen yasak olan kutsal İslami çalışma ve projelerin hayata geçirilme fırsatının doğduğu mevcut durumda, söz konusu mesele daha bir önem arz etmektedir.  

Bu hedef doğrultusunda rejimin devrilmesinden hemen sonra böyle kurumların kurulmasına başlayarak bu bağlamda Erdemliler Topluluğu (Cemaat’ul Fudala) adıyla bir komitenin kurulması için Miladi 30 Nisan 2003 yılına denk gelen Hicri 27 Sefer 1424 yılında bir konferans düzenledi.

Erdemliler Komitesi, toplumsal aktiviteleri olan, misyon farkındalığına sahip, kabul edilip ikna edilinceye değin ümmetin gerçekliğine uygun İslam projesini yürüten ilim havzalarının seçkinlerinden oluşmaktadır. Her erdemli, projenin kendi uzmanlık alanıyla ilişkili olan bağlantılarını yönetmektedir.

Bu kutsal atılımın çekirdeklerini ise bilimsel, ahlakî ve entelektüel alanda kendi eliyle yetiştirmiş olduğu Sadr Üniversitesi öğrencileri oluşturmaktadır.

Aynı zamanda bu sıralarda Bağdat’a giderek üç gün orada ikamet etti ve 25/04/2003 yılına denk gelen Hicri 22 Sefer 1424 yılında binlerce insanı, yeni gelişmeler ışığında talep edilmesi gerekenlere yöneltmek suretiyle Kazımey-i Şerif Mescidinde Cuma namazına imamlık etti. Burada, taleplerinin karşılanması için onları Pazartesi günü Bağdat'taki Firdevs Meydanı'nda yapılacak kitlesel bir yürüyüşe davet etti. Onun bu çağrısı üzerine kilometrelerce alanı kapsayan çok büyük bir gösteri düzenlendi.

Muhterem Dini Mercî (gölgesi esirgenmesin), söz konusu ziyaretinde birçok aydın ve akademisyenle de bir araya geldi. 2003'te Saddam'ın devrilmesinden sonra siyasi çalışmalar sürecine katılmak için takipçilerine, İslamî Erdem Partisi'nin kendi içtüzüğünde belirttiği hedefler çerçevesinde İslamî ve ulusal hedeflere ulaştıracak siyasi bir parti kurmaları konusunda gerekli telkinlerde bulundu. Kurulan partinin faaliyetlerinin büyük etkisi oldu ve parlementoda birçok sandalye elde etti.  

 Ayrıca, Zat-ı Muhteremleri (gölgesi esirgenmesin), çalışmalarını organize etmek ve üzerlerine düşeni yapmak için üniversite profesörleri, İslamî Mühendisler Topluluğundaki mühendisler, Al-Mustafa’nın (s.a.a) Kızları Derneği’ndeki bayanlar ve diğer yerlerdeki üniversite mezunları, profesör, mühendis ve kadınların harekete geçmesini sağlama konusunda teşviklerde bulundu. Aynı zamanda onları ve temsil ettikleri kurumlarını desteklemeye devam etmektedir. 

Yüce Allah’ın Lutüf ve Keremi ile Erdemliler Topluluğu Dışında Faaliyette Olan Kurumlardan Bazıları Şunlardır:

 1. Sadr İlahiyat Üniversitesi: bu üniversite Miladi 1997 yılına denk gelen Hicri 1417 yılında şehit Seyid Sadr’ın (k.s) eliyle kurulmuştur. Kuruluş amacı ise, akademik diploma sahiplerini ilim havzalarına çekmek ve her iki çalışmayı birleştirerek havza talebelerinin kişiliklerinde meydana gelebilecek yenilikle, onları da bu iddialı projeye dahil etmektir. Bu projenin ilk düşünce aşamasını birinci şehit Seyid Sadr (k.s) tarafından ortaya atılmış, ikinci şehit Seyid Sadr (k.s) ise, bunu uygulamaya koyarak sahip olduğu değerli akademik diploma ve yüksek havza faziletinden dolayı Şeyh Yakubî’yi (gölgesi esirgenmesin) üniversitesinin rektörü olarak seçip atamıştı. Şehit Seyid Sadr’ın (k.s) şehadetlerinden sonra Şeyh Yakubî, bu projeyi hikmet ve cesaretle koruyup devam ettirerek rejimin devrilmesiyle birlikte de, şu an itibariyle sayısı yirmiyi aşan ve toplam öğrenci sayısı yaklaşık olarak 2000’i bulan ülkenin orta ve güney şehirlerinde farklı fakülteler açmaya başladı. Bu fakültelerin altısı Bağdat’ta, içlerinde ünivesitenin ana kampüsünün de olduğu dördü Necef-i Eşref’te bulunmaktadır. şeyh Yakubî Hazretleri (gölgesi esirgenmesin), üniversitenin iç tüzüğünü, program ve çalışma müfredatını ve bölümlerdeki çalışma sistemini Sadr İlahiyat Üniversitesi’nin Kimliği ve Başarıları adlı kitabında kaleme almıştır. Üniversitenin eğitim öğretim süresi sekiz yıldır:  İlk üç yılı Dini Rehberlik ve Sosyal Reform Külliyesi, ikinci üç yılı Öğretim Görevlisi Yetiştirme Külliyesi ve yedinci ve sekizinci yıllarda ise Kısıtlı İçtihat Külliyelerinde eğitim öğretim verilmektedir. Son aşamadaki öğrenciler eşzamanlı olarak üniversite dışındaki ilim havzasında uzmanlık derslerine katılmaktadırlar. Bugüne dek birçok mezun vermiştir.

2. Zehra (s.a) Dini İlimler Üniversitesi: bu üniversite, ders müfredatı, eğitim sistemi ve katedilemesi gereken aşamaları itibari ile Sadr İlahiyat Üniversitesi ile aynı çizgidedir. Ancak bu üniversite, Miladi 2003 yılına denk gelen Hicri 1424 yılında rejimin devrilmesinden sonra bayan talebelere özel olarak kurulmuştur. Günümüzde üniversitenin Necef ve ülkenin diğer illerinde 14 bölümü bulunmakta olup yüzlerce bayan talebeye öğrenim hizmeti vermektedir. Doğal olarak söz konusu üniversitenin eğitim sistemini yönetenler bayanlardan oluşmakta ve toplumsal alanlardaki sorumlulukları da kendileri üstlenmektedirler. Günümüzde ortaya çıkan çağdaş gereksinimlere cevap verecek bayan mübelliğler ve hatipler yetiştiren Zehra Hitabet/Diksiyon Enstitüsü de bu üniversiteye bağlı bir kurum olarak faaliyetlerini sürdürmektedir.

3. Al-Mustafa’nın (s.a.a) Kızları Derneği: bu kuruluş, kadınların sosyal hizmetlerini düzenlemek için kurulan ve genel sekreteryası Bağdat’ta, ülkenin diğer kentlerinde de merkezleri bunun bir kuruluştur.  Dernek, dul ve çocuklara bakma, kadınları eğitme, kendilerine fıkıh ve akaid öğretme, muhtaçlara yardım etme, bilgisizliği yok etmek için okuryazarlık kursları düzenleme, bilgisayar eğitimi, dikiş nakış kursları, ilkyardım tıbbi hizmetler, dini hizmetlerde bulunma, sosyal etkinlikler ve kadınların evliliğine aracılık etme gibi onlarca kurum ve kuruluş aracılığıyla kapsamlı sosyal faaliyetler yürütmektedir. Muhterem Yakubî, Al-Mustafa’nın Kızları Derneğinin hizmetlerini düzenleyen, derneğin ve derneğe bağlı diğer kurum ve şubelerin literatürünü belirleyen bir yazı kaleme almıştır.  Dernek tarafından yapılan etkinlikleri, siyasal alanda çalışma yapan bacılara bağlı olarak faaliyet gösteren yüksek düzeyde akademik belgelere sahip sorumluluk bilinci ile hareket eden misyon sahibi bayanlar tarafından yürütülmektedir.

4. İslamî Fazilet Partisi: Muhterem Yakubî (gölgesi esirgenmesin), 2003 yılında Saddam rejiminin devrilmesiyle beraber takipçilerini, İslamî Fazilet Partisi’nin Parti İçtüzüğünde belirlediği İslamî ve vatanî hedeflerin gerçekleşmesi için siyasal faaliyetlere iştirak edecek siyasi bir parti kurmaları konusunda gerekli yönlendirmelerde bulundu. Partinin yönetimine de İslamî Harekete bağlı bir grup seçkin akademisyeni seçerek atadı. Parti, siyasi çalışmalarına başladı ve hem Irak Büyük Millet Meclisinde hem de İl Meclislerinde birçok Milletvekili ve üyelik elde etti. Partinin siyasi programı, içinde bulundurduğu vatanî, Arabî, İslamî ve insanî özellikleri taşıması, her türlü sığ parti hizipçiliği ve bencilliğinden muberra olması açısından farklılık göstermektedir. Muhterem Şeyh Yakubî, İslamî Fazilet Partisinin Teorik temelleri, Siyasi Faaliyetler Şeriî Vecibelerdendir, Siyasetin Değişmeyen Sabit İlkeleri, Ehlibeyt (a.s) Ekolünde Şeffaflık Prensibi ve Onu Oluşturan Unsurlar gibi parti misyon ve vizyonunu belirleyen birçok yazı kaleme aldı. Parti yöneticileri de partinin siyasi programını, İslamî Fazilet Partisinin Özellikleri, Irak’a Uygun Olan Yönetim Sistemi ve Fazilet Partisinin neden kurulduğu ile ilgili yazılar kaleme aldılar. Daha sonra Muhterem Şeyh Yakubî, Erdemliler Topluluğu ile İslamî Fazilet Partisi arasındaki ilişkiyi açıklayan ve sekiz ana maddeden oluşan bir belge deklare etti.   

   Parti, Bağdat’ta bulunan ve siyasi büro, bilgilendirme, düzenleme, icra, kadın, kollarını geliştirme ve planlama, kültür ve buna benzer ofislerini kapsayan bir genel merkezden ve diğer il merkezleri, ilçeler ve nahiyelerde bulunan ofislerle geniş bir üye ve gönüllü kitlesinden oluşmuştur.

5. Alevi Seyitler Sendikası: bu sendika, Sıddıka-i Tahire Hz. Fatımatu-z Zehra’nın (s.a) çocukları olan Allah Resulü’nün (s.a.a) zürriyetine verilen değere dikkat çekmek, ihtiyaçlarını gidermek ve gençlerinin evlenmesine yardımcı olmak için kurulmuştur. Sendikanın genel merkezi, Necef-i Eşref’te diğer kentlerde ise şubeleri vardır. Ayrıca İslamî Fazilet Partisi listeleri kapsamında parlementoda bir üyesi bulunmakta. Muhterem Şeyh Yakubî (gölgesi esirgenmesin), sendikanın kuruluş gerekçesini, çalışma programlarını ve halkın toplumsal hayatındaki rolünü belirleyen çeşitli yönetmenlikler yazmıştır.

6. İslam Mühendisler Birliği: proje, yüklenen misyonunun ekonomik ve teknik kolunu oluşturmaktadır. Zira Irak toplumunda yüz binden fazla mühendis bulunmakta, bunlardan çoğu misyon sahibi müminlerden oluşmaktadır. Aynı zamanda ülke, yeni bir gelecek için inşaat ve imar durumuyla karşı karşıya bulunmaktadır. Bu bağlamda ana merkezde bulunup tüm dikkatleri üzerlerine çeken halis, yetkin ve dürüst mühendislerdir. Bu düzeyde dürüst mühendisleri kapsayacak, işlerini kristalize edecek ve Irak'ın geleceğini inşa etmelerinde onlara önemli bir rol verecek bir kuruluşun tesis edilmiş olması çok önemlidir.   Birliğe üye olan şirketler, şimdiye değin sadece pek de büyük olmayan alanlarda çalışmalar sürdürmektedir. Zira daha büyük faaliyetler için Yüce Allah’ın lutfüne ve gerekli araç gereçlere ihtiyaç duyulmaktadır.

7. Üniversiteliler Birliği: Üniversite hoca ve öğrencilerini, Irak enstitüleri, idare merkezleri ve onların profesyonel çalışanları ile üniversite diplomasına sahip akademisyenleri kapsayan bir kuruluştur. Muhterem Şeyh Yakubî (gölgesi esirgenmesin), Üniversiteliler Birliği Hitabesini kaleme almış ve söz konusu birliğin amaç ve misyonunu belirleyen bir yazı yazmıştır. Söz konusu yazısında mevcut kuruluşun tesis edilmesinin, mezhepsel çatışmalar ve siyasi rekabetlerin adeta yaşanmadığı ve bu çatışmalarla perişan edilemediği tek kurum olan üniversitelere ve ulusal birliği sürdürme ihtiyacına yanıt olarak geldiğini beyan etmiştir. Aynı zamanda üniversitelere dahil olan yetkin ve yaratıcı kadrolara özen göstermek, ülkenin inşası, yeniden yapılandırılması ve kalkınmasında bu kadrolardan yararlanabilmek, üniversitelerin ve üniversitelilerin gerçekliğine dikkat çekerek iyileştirmek gibi başka amaçları da hedeflediğini dile getirmiştir. Üniversiteliler Birliği, 2006 yılında çalışmalarına başlamış ve Miladi 2007 yılının Ocak ayına denk gelen Hicri 1428 yılının Aşura günü münasebetiyle kutsal Kerbela kentinde yapılan yıllık merasimde Muhterem Şeyh (gölgesi esirgenmesin), bilim ve din ilişkisini ihya edip canlandırmak için bir konuşma yapmıştır.  Mevcut kuruluş, her yıl Necef-i Eşref’te Cemadi’sani ayının üçüncü günü Hz. Zehra'nın (s.a) şehadet yıldönümü gibi önemli dini etkinlikler düzenleyerek varlığını sürdürmektedir. Yapılan etkinliklerde şehadetin yaşandığı olay gecesinde meydana gelen olaylardan ilham alınarak çeşitli etkinlikler yapılmakta, bu etkinlikler büyük kalabalıklardan oluşan ve Müminlerin Emiri’nin (a.s) Haremine doğru akan konvoylar şeklinde icra edilmektedir.

8. Sivil Toplum Örgütleri Heyeti: İslamî çalışmaların tüm alanlarını kapsayan, Bağdat ve diğer büyük şehirlerde onlarcası yayılmış olan bir kuruluştur. Bu kuruluş Bağdat merkezli olup sivil toplum örgütleri merkezinde örgütlenerek kültürel, yardımlaşma, toplumsal, tıbbi hizmetler ve buna benzer diğer birçok alanda çeşitli çalışmalar yürütmektedir. Çok sayıda misyon sahibi genç gönüllü olarak bu kuruluşta hizmet vermektedir. Muhterem Şeyh Yakubî (gölgesi esirgenmesin), benzer kurumları arttırma ve çeşitlendirme ihtiyacı ile kurumların çalışmalarını olgunlaştıracak mekanizmalar hakkında çok sayıda hatırlatmada bulunmuştur.

9. Medya Kuruluşları:

a) An-Naim Uydu Kanalı: bu televizyon kanalı, İslamî farkındalığı, Ehlibeyt (a.s) öğretilerini, yararlı ahlakî, eğitimsel ve sosyal rehberliği yaymayı amaçlayan ve Irak toplumunun birçok sorununa çare olan muhafazakar dini bir uydu kanalıdır. Uydu kanalı, Basra’dan yayın yapmakta, Necef-i Eşref ve Bağdat’ta büyük ofisleri bulunmakta olup ayrıca Irak’ın geri kalan büyük kentlerinde de şubeleri bulunmaktadır. Muhterem Şeyh Yakubî’nin (gölgesi esirgenmesin) medyanın önemi ve sözün, milletin hayatındaki rolü hakkında birçok konuşması bulunmaktadır.

b) Bilad Radyosu: Bağdat’tan yayın yapmaktadır.

c) Emel Radyosu: Basra’dan yayın yapmaktadır.

d) Subül-ü Selam Radyosu: Nasiriye’den yayın yapmaktadır.

e) Rumeysa Radyosu: Semava Kentinden yayın yapmaktadır.

Muhterem Şeyh’in (gölgesi esirgenmesin) dini projelerinden biri de, her yıl Hicri 3 Cemadi’sani gününde Sıddıka-i Zehra’nın (s.a) şehadet yıldönümünü ihya etmek amacıyla Müminlerin Emiri’nin (a.s) kabirlerine yürüyüş düzenleyerek Ziyaret-i Fatimiye (s.a) adında bir merasim icra etmesidir.  Böylece Fatımiye (s.a) davasının yayılmasına ve büyük etkisinin vurgulanmasına büyük katkı sağlanmaktadır. Muhterem Şeyh Yakubî’nin günün anlam ve önemine, yaşanan gerçeklerden ilham alan konuşmasından sonra on binlerce mümin, Alevi Harem-i Şerif’e doğru yürüyerek sembolik bir cenaze törenine katılmaktadır. Bu merasim, ilk kez Miladi 2006 yılına denk gelen Hicri 1427 yılında düzenlenmeye başlandı.

Ayrıca, lanetli Saddam Hüseyin'in devrilmesinden sonra kutsal Kerbela kentinde yaklaşık olarak 20 bin kişinin katıldığı Aşura-i Hüseyniye (a.s) törenlerine katılan üniversite profesörleri ve öğrencilerinin iştirak ettiği Farkındalık Konvoyları  da düzenerek söz konusu etkinlikler birkaç yıl devam etti.

MİSYONEL MERCEİYET HAREKETİNİN GENEL TEMELLERİ

Muhterem Şeyh Yakubî’nin (gölgesi esirgenmesin) hareketi, kitaplarında ve konuşmalarında vurguladığı çeşitli temellere dayanmakta olup başlıcaları kısaca şunlardan ibarettir:

1. Yüca Allah’a olan ihlas, yapılan tüm çalışmalarda ve atılan bütün adımlarda sadece Yüce Allah’ın rızasının hedeflenmesi. Doğrusu bir çalışmanın başarıya ulaşması için belirlenen hedefe odaklanılması, yapılan programların öngörülen temellere göre icra edilmesi ve hareketin de bu doğrultuda devinim göstermesiyle mümkündür.

2. Allah Resulü (s.a.a) ve onun zürriyetinden gelen Masumlar İmamlara (a.s) olan bağlılık, hayatla ilgili tüm alanlarda yapılacak yasama, yaşantı ve programların Kur’an ve Sünnet çerçevesinde şekilenmesi.

3. İnsanı onurlandırma, onu yüce bir değer haline getirme, onu mutlu edip onurunu koruyacak ve refahını sağlayacak her türlü hizmetin yapılması.

4. Bölünme ve dağılmaya neden olan çatışma, çekişme ve hak ihlallerinden uzaklaşarak misyonun eda edilmesi performansında birlik, uyum ve çeşitlilik.

5. Kesin kriterler çerçevesinde halk/ümmet lideri seçiminde titizlik gösterilmesi. Çünkü halk/ümmetin liderliği ve önderliği, ümmetin, etrafında örgütlendiği asli eksendir.

6. Ruhu erdemli ahlak ile arındırmak ve Yüce Allah’a selim bir kalp ile ulaşıncaya kadar kalbi tathir etmek.

7. Halkı cehalet, geri kalmışlık ve güvensizlikten kurtararak yerine bilinç, dindarlık ve takva halini yerleştirmek.

8. Gerçek İslam'ın tanımını yapma, içerisinde barındırdığı güç ve büyüklük unsurlarını vurgulama, insanları buna uymaya ve onu takip etmeye ikna etme ve maddi medeniyete, onun zayıflığına, barındırdığı maddi teori ve düzenin insana mutluluk ve mükemmellik sağlamadaki yetersizliğine dikkatleri çekme.

9. Tüm birimlerin birbirine bağlı entegre bir iş hücresi şeklinde çalışması için kurumsal işlerde organizasyon ve titizliğin sağlanması.

10. Yolsuzluğu, hırsızlığı, haksızlığı, bencilliği, tekelleşmeyi, haksız yere hüküm sürmeyi ve mazlumların ezilmesini önlemek için mevcut tüm mekanizmaların kullanılması. Birçok akademisyen ve düşünür, Muhterem Şeyh Yakubî’nin (gölgesi esirgenmesin) biyografisi, otoritesi ve projeleri hakkıda kitaplar yazmıştır. Şeyh Muhammed Yakubî, Bireyden Topluma (الشيخ محمد اليعقوبي من الذات الى المجتمع), Alternatif Hazırlık Teorisi (نظرية إعداد البديل), Lider Olarak Yakubî (اليعقوبي قائداً) ve daha başka kitaplar, bunlardan bazılarıdır.

İkinci Şehit Seyid Sadr’ın (k.s) Muhterem Şeyh Yakubî (gölgesi esirgenmesin) Hakkındaki Sözleri

1. El-Muştak kitabının birinci bölümünün önsözü:

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla. Alemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun. Allah, yaratıklarının en hayırlısı olan Muhammed’e (s.a.a), Onun tertemiz ve pak Ehlibeyti’ne (a.s) salat etsin. Onların düşmanlarına ise bitmez tükenmez bilmeyen lanetler yağdırsın. Amma ba’d: Yüce Allah’ın genel olarak din ve mezhebe, özelde ise bana yani bu hatakar ve hakir kuluna yapmış olduğu nimetlerinden biri de bana çok sayıda seçkin ve sadık, canlı ve atik öğrenciler bahşetmesidir. Allah hepsini mühsinlere verdiği en iyi ödüllerle ödüllendirsin. Bunların en önemlisi de işte bu değerli öncü, asil alim ve pek kıymetli Şeyh Muhammed Musa Yakubî'dir. (şerefi daim olsun).  Usul İlmi derslerimize sürekli katılır, anlayış, yazma ve okumaya yeteri derecede özen gösterir. Zaten bu kitapta, çabalarının bir örneğini ve geceler boyu düşünerek varmış olduğu fikirlerini görmektesiniz. Ben bu kitabı gözden geçirdim ve inceledim, onu, usul ilmi çerçevesinde amaca gereğince yakın ve konulara önem verilmiş şekilde buldum. Ama doğrusu her ne kadar usul ile ilgili konuları benden almışsa da ben onu bu kitabın yazarı olarak görüyorum, tabi asıl anlamı ve apaçık temelleri koruduğu müddetçe onu anlatımda özgür bırakıyorum. Hiç şüphe yok ki, o, göstermiş olduğu bu zor çabayla, içtihat ve gerekçelendirme bilgisine doğru titiz ama hızlı bir adım atmıştır. İlim ve amel hizmetinde kendisine aydınlık bir gelecek diler, muhlis mercîlerden ve doğru önderlerden olmasını temenni ederim. Allah onu mühsinlere verdiği mükafatın en iyisi ile mükafatlandırsın. Davamızın sonu alemlerin Rabbi olan Allah’a hamd etmektir. Bu yazı Hicri 1418 yılının mübarek Ramazan ayının dokuzunda Muhammed Sadr tarafından yazılmıştır.

2. El-Muştak kitabının ikinci bölümünün önsözü:

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adı ile. Sizlere selam ve tahiyyede bulunur, başarı ve uzun ömür için dua ederim. Bu bağlamda anladığım kadarıyla şu Ayet-i Kerimeyi okumayı uygun görüyorum: وَاصْبِرْ وَمَا صَبْرُكَ إِلاَّ بِاللّهِ وَلاَ تَحْزَنْ عَلَيْهِمْ وَلاَ تَكُ فِي ضَيْقٍ مِّمَّا يَمْكُرُونَ،إِنَّ اللّهَ مَعَ الَّذِينَ اتَّقَواْ وَّالَّذِينَ هُم مُّحْسِنُونَ Sabret! Senin sabrın ancak Allah’ın yardımı iledir. Onlardan yana üzülme. Tuzak kurmalarından dolayı da sıkıntıya düşme. Şüphesiz Allah, kendisine karşı gelmekten sakınanlar ve iyilik yapanlarla beraberdir. (Nahl/127-128). Anladığım kadarıyla değinmiş olduğunuz bu raporlar, çok yeni tezlerden ibarettir. – ne olursa olsun – bazı konularla ilgili olarak bir kısım eklemelere ihtiyaç duyabilir. Ama genel anlamda gerçekten çok cesaret vericidir. Genel olarak havzada, toplumda ve mezhepte yüz aklığına, özelde ise belli bir dereceye kadar eski ve yeniyi birleştirdiğine vesile olabilir. Havzalıları, entelektüelleri ve fakihlerin de kendisinden istifade edebilecekleri bir çalışmadır. Doğrusu bu iş, kendisi için zahmet çekip zorluk yaşamaya değer bir iştir. Allah çabanızı diri tutsun ve istenilen sonuçlara erdirsin ki herkese faydanız dokunsun. Evet, hiç şüphe yok ki bu büyük bir iştir ve bana göre büyük fedakarlıklar istemektedir. Doğrusu nedensel olarak değil gereksinim olarak, söz konusu büyük projenin devamının iyi ve uygun olduğunu düşünüyorum. Onun gibi değerli olup da kendisiyle çekişecek bir alternatifi de bulamıyorum. Yine de iş size kalmıştır. Allah size, mühsinlere verdiği mükafatın en hayırlısını versin. Alemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun. Ömrünüz uzun olsun.

3. Kanadil’ul Arifin kitabının önsözündeki cümleler:

Bu değerli mesaj, Muhterem Ayetullah Şehit Said Seyid Muhammed Sadr’ın (k.s) Muheterem Şeyh Yakubî’ye (gölgesi esirgenmesin) göndermiş olduğu değerli mesajlardan biridir:

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adı ile, pek değerli hocam, Allah izzetinizi artırsın, sizlere selam ve tahiyyelerimi gönderiyorum. Aşağıdaki noktaları dikkatlice okumanızı rica ediyorum. Benim daima seni, talebelerim arasında en değerli, kalbi en temiz ve hakka en çok önem veren talebem olarak gördüğümü biliyorsun. Öyle ki; eğer gelecekte bir gün merceiyet için birden fazla aday ortaya çıkarsa, merceiyet gibi değerli bir kurumun katı kalpli ve dünya hırsı taşıyan kimselerin değil de, başkalarının hakkına riayet eden ve onları yerine getiren kimselerin elinde kalması için senden başkasına temayül etmeyeceğim. Hatta doğrusu bazen şöyle düşüyorum; hazır bulunmadığım zaman namazı kıldırmak için seni, kendi yerime tayin edeyim. Böylece bu makama hazırlık yapmış olayım. Şüphesiz hala da bu düşünceye sahibim ve gönderdiğin bu mesajın, bu duruma engel olmamıştır. Aynı zamanda sayısal çokluklarına, farklı görüş ve zevklerine rağmen talebelerim arasından, benim arzuladığım şartlara haiz senden başka kimseyi bulamadım. Allah’tan kendi inayet ve kudreti ile, benim, senin hakkındaki ümitlerimi tahakkuk ettirmesini niyaz ediyorum. 1 Cemadi’sani 1418.

4. Risalelerinden iktibas edilerek yazılan eş-Şehit Sadr Kema A’rifuhu kitabının bazı bölümleri.

5. Hicri 5 Cemadi’sani 1419 yılında Sadr Üniversitesi’nde (yani şehadetinden beş ay önce) yaptığı konuşmasından bir bölüm:

Şimdi gayet açık bir şekilde ifade edebilirim ki, bizim havzalarımızın tek lider adayı sayın Şeyh Muhammed Yakubî’dir. Eğer Allah bana onun içtihadına şehadet edinceye değin ömür verirse (buna şehadet edeceğim). Doğrusu ben ondan vazgeçmeyeceğim ve benden sonra havzaya liderlik etmesi gereken de kendisidir.

Muhterem Hazretlerinin (gölgesi esirgenmesin) hayatı ile ilgili daha detaylı bilgi elde etmek için aşağıda isimleri geçen ve kendisi tarafından yazılan kitaplara başvurulabilir:

1. Eş-Şehid’is Sadr’is Sani Kema A’rifuhu.

2. Kanadil’ul Arifin.

3. Eş-Şeyh Musa Yakubî: Hayatuhu, Şi’ruhu.

4. Hitab’ul Murahhale.

5. El-Maalim’ul Mustakbele Li’l Havzat’il İlmiye.

HALK ÖNDERLİĞİ

Bu unvan, bir çok yükümlülükleri barındırmaktadır:

1. Halkın – toplumsal ve bireysel – içinde bulunduğu durumu göz önünde bulundurma, menfaatleri doğrultusunda hareket etme, problemlerini çözme ve ihtiyaçlarını karşılama.

2. Dini, ekonomik, siyasi, düşünsel, ahlaki ve toplumsal tüm yönlerden halkın haklarını savunma ve koruma.

3. Halkın birliğini, berabaerliğini, şeref ve onurunun korunmasını sağlamaya gayret etme.

4. Halkın kemala ermesi için yol gösterme, onları mutlu kılacak şeylere yönlendirme ve bu yolda ilerletme, dünya ve ahiret hallerini en iyi şekilde iyileştirme.

5. Haksızlık, yolsuzluk ve sapkınlık karşısına dikilerek iyiliği emretme ve kötülükten menetme görevini yerine getirme.

6. Genel kamu düzeninin temel esaslarını oluşturan temelleri diri tutma.

7. Cuma namazlarının ikamesi, silahlı eylemleri organize etme, kamu fonlarını sınırlama, yararlanıcıları belirleme, doğal kaynaklar, kamu arazileri ve benzer kaynaklardan yararlandırmada adaletli davranma gibi keyfi muamelelere havale edilmeyecek toplumsal görevleri üstlenme.

8. Müftünün görevleri arasında bulunmayan bilakis önder ve liderin görevleri arasında bulunan objektif şüpheleri teşhis etmeye müdahale etme.

Yukarıda değinilen genel başlıklar, özel olarak ele alınmaya ihtiyaç duyan ayrıntılı birçok sorumluluk ve liyakatı barındırmaktadır.[1]

Kısaca bütün şartları kendisinde bulunduran fakih, özel anlamda değil yani İmam (a.f) tarafından bir nass ile belirlenmiş olmasını kastetmiyorum bilakis genel anlamda Masum İmam’ın (a.f) temsilcisi olduğu için, ümmetin ve halkın din ve dünya işlerini organize etmeye dönük olarak Yüce Allah’ın, İmam’a (a.f) verdiği bütün yetki ve görevlere sahiptir. Zira söz konusu meselelerde Yüce Allah, ilahi bir maslahat doğrultusunda Masum İmamı Gaib Hüccetini (a.f) gizleyerek onu bu meselelerden mazur bırakmıştır. Tabi Yüce Allah’ı ve ismetle ilgili özel nitelikleri tebliğ etme gibi sadece İmam’a (a.f) has olan görevler bu kapsamın dışındadır.

İmam’ın (a.f) naibi ve temsilcisinin – imamın gaybeti sırasında – söz konusu velayetinin kanıtı, imam’ın varlığının zorunluluğunu belirten kanıtın da ta kendisidir. Bu da aklın hükmüyle ülkeleri koruyacak, kulların dini ve dünyevi işlerini düzenleyecek bir imam ve mercînin tayin edilmesinin zorunluluğudur. Müminlerin Emiri (a.s) bu zorunluluğu şöyle ifade etmiştir: insanlar, ister iyi ister kötü olsun, müminlerin, hükmü altında amelde bulunduğu, kafirlerin yaşamlarını sürdürdükleri, Yüce Allah’ın ecellerini iblağ ettiği, ganimetin toplandığı, düşmanla savaşıldığı, yolların güvenli hale getirildiği, zayıfın hakkının güçlüden alındığı, iyinin rahatladığı ve kötüden güvende kalındığı bir lidere ihtiyaçları vardır.[2] Bu gereksinim ispat edildiğinde İmam’ın (a.s) Yüce Allah tarafından belirlenmesi de zorunlu hale gelmektedir. Fakihin ise ilahi kanunları bilmesi, şeriî kaynakları konuşturabilmesi, onlardan çıkarımda bulunabilmesi, yüksek düzeyde arınmış olması, nefsin heva ve hevesleri peşinde koşmaması, dünyadan yüz çevirmesi, her halinde onunla yaşıyormuş gibi Yüce Allah’ta erimiş olması ve Yüce Allah’ın muazzam ahlakıyla ahlaklanmış olması gerekmektedir.[3]     

İbn-i Şazan’ın Mevlamız Ebu Hasan Rıza’dan (a.s) rivayet etmiş olduğu hadiste, aklın söz konusu hükmü pekiştirilmekte ve ona işarette bulunmaktadır. İmam (a.s) şöyle buyurmuştur: eğer, neden peygamberleri tanıma, onlara inanarak ikrar etme ve itaatlerinde bulunma insanlara vacip kılınmıştır diye sorulursa, şöyle yanıt verilir: çünkü insanların yaratılışlarında ve sözlerinde, maslahatlarına olacak şeyi kemale erdirecek bir şeyin olmaması, yaratıcının da görülmekten çok daha yüce olması, insanların yaratıcıyı tam olarak anlamadaki acziyet ve zayıflıklarının apaçık olması, onlara yüce Allah’ın emir, nehi ve terbiyesini iletecek bir masumun olmaması, onları kesin yararlarının bulunduğu şeylere götürecek ve zararlarına olacak şeyleri kendilerinden defedecek birinin bulunmaması, yaratılışlarında bunları belirleyebilecek hasletlerin taşınmaması, yararlarına ve zararlarına olacak şeyleri doğru tespit edememeleri... tüm bunlar masumu tanımalarını gerektirmektedir. Eğer onu tanıma ve ona itaat etme insanlara farz kılınmasaydı, peygamberlerin gelişinde herhangi bir yarar olmayacak, herhangi bir ihtiyacı bertaraf etmeyecek ve peygamberliği ispat etme ise herhangi bir yararı ve faydası olmayan abes bir şey olacaktı. Ama bunlardan hiçbiri, her şeyi yerli yerinde icat edip düzenleyen hikmet sıfatına sahip olan bir Zat’ın nitelikleri değildir. Eğer denilse ki: o zaman neden emir sahiblerini tayin etmiş ve onlara itaati farz kılmıştır? De ki: bir çok nedenden dolayı. Bunlardan bazıları ise şunlardır: yaratılanlar, konulan sınırlara gelip ulaştıklarında ve içlerinde barındıkları fesattan ötürü bu sınırları aşmamakla emrolunduklarında, bunun temin edilmesi ve istikrara kavuşması için onları, sınırı aşmaktan koruyacak ve kendilerine çizilenin dışına çıkmalarına engel olacak güvenilir bir kişiye ihtiyaç duymaktaydılar. Çünkü eğer bu durum böyle olmasaydı, hiç kimse bir başkasına zarar veren ama kendisi için yararlı olan hiçbir lezzeti terk etmeyecekti. Bundan dolayı onları fesattan koruyacak, hadleri ve hükümleri uygulayacak birisini aralarında bir kayyum olarak atadı. Aynı şekilde yaşayan ve bekalarını sürdüren her kavim ve halkın bir yöneticisi ve lideri olmuştur ve olacaktır. Zira lider, onların faydasına olan din ve dünya işlerini düzenler. Halkın ihtiyaç duyduğu ve onları var eden asıl unsur olarak bildiği şeyi onlara vermemek, Hikmet sahibinin hikmetine aykırıdır. Halk, lider sayesinde düşmanlarıyla savaşır, ganimetleri taksim eder, birliktelik ve beraberliklerini korur, zalimleri, mazlumlara zülmetmekten engeller. Yine eğer Yüce Allah insanlara kayyum, güvenilir, koruyucu ve birikimli bir imam tayin etmeseydi, halklar yok olacak, din bitecek, sünnet ve hükümler değişecek, aralarında bidat ehli olanlar çoğalacak, mülhidler fazlalaşacak ve tüm bunlardan dolayı Müslümanların kafası karışacaktı. Çünkü bütün farklılıkları, arzularının çeşitliliği ve yönelimlerinin ayrılığına rağmen insanların eksik, muhtaç  ve yetersiz olduklarını müşahade ediyoruz. Eğer insanlara bir kayyum ve koruyucu tayin edilmemiş olsaydı, belirttiğimiz minval üzere Allah Resulü’nün (s.a.a) getirdikleri yok olacak, şeriat, sünnetler, hükümler ve iman değişecekti. Doğrusu bu bütün yaratılanlar için büyük bir tehlikedir.[4]

Fıkhi Bir Mesele: kadın, halk/ümmetin işlerinin başına geçip velayet sahibi olamaz.

Fıkhi Bir Mesele: gerekli şartlara haiz fakih, ayrıcalıklar ve yetkilerde İmam’ın (a.f) naibi ve temsilcisi olduğu gibi sorumluluk ve İmam’ın (a.f) yetki alanında olan sorumlulukları yüklenmede ve görevleri yerine getirmede de onun halefidir. Bu sorumluluk ve görevlerin bir çoğuna Devr’il Eimmeti Fi Hayat’il İslamiyeti (İslami Yaşamda İmamların Rolü) adlı kitabımızda değinmişiz.

Fıkhi Bir Mesele: var olan siyasi düzen İslam î temellere dayanmadığı ve fakihin de bu alanda yeteri derecede geniş bir yetkisinin olmadığı zamanlarda, genel kamu düzeninin korunmasına yarar sağlayan ve şeriate muhalif olmayan sınırlar dahilinde, var olan iktidarlara tasarruf izni verir. Bu durumda söz konusu iktidarlar, yapmış oldukları icraatlarda naibin vekili konumda olup kendisi ise yapılan icraatların asıl sahibidir. Dolayısıyla bu tür icraatlarda kendisinden izin alınmalıdır. Buna göre devletin yetki alanında olan bütün binaların, kurumların, kuruluşların ve diğer kamu mallarının gerçek sahibi İmam (a.f) olup bunlarda tasarrufta bulunma merci ve makamı olan İmam’ın (a.f) naibinden izin alınarak yapılmalıdır.  Evet, bunlar, sahibi belli olmayan veya ele geçirmek ve el koymak suretiyle mülk edilebilecek genel mübahlardan değillerdir.

Fıkhi Bir Mesele: fakih, kendi velayetini zorla halka dayatamaz. Aksine halkın onun velayetini kabul etmesi ve ona ikna olması gerekir. Evet, ümmet ve halk derken tümünü kast etmiyoruz. Aynı şekilde velayet sahibi olacak fakihin, herkesin katılımıyla yapılacak genel seçimlerde seçimi kazanmasıyla da mesele bitmiyor. Ümmet veya halk derken, takvalı, birikimli, toplumun taleplerinden haberdar olan ve mübarek İslam sistemini uygulayabilecek ilim havzasının bu alanda uzman ve deneyimli olan onurlu hoca ve seçkinlerini kast ediyoruz.     

Fıkhi Bir Mesele:  Fakih, Yüce Allah'ın kendisine bahşettiği gücü nispetinde, sözleri ve eylemleri ile, insanları İslam'ı, İslamî sistemi ve onları mutluluk ve barışa erdirecek yegane sistemin İslam olduğu hakikatini kabullenme konusunda ikna etmeli ve bu doğrultuda izlenmesi gereken bir plan ve program dahilinde hareket etmelidir.

Hicri 1436

Miladi 2015



[1]. Önder, varisi olmayanın varisliğini yapar, kayb olan kimsenin malına el koyar ve 4 sene bulunmaması halinde karısını boşar, karaborsacıları mallarını satmaya zorlar, halk zorlandığı zaman fiyatları sınırladırır, halkın yaşam düzeni ile ilgili objektif şüpheleri teşhis etmeye müdahale eder, sahibi belli olmayan malların tasarufunda ve her türlü kullanımı için izni gereken, yolların genişletilmesi, yıkılmaya yüz tutmuş binaların yıkımı, İmam’ın hakkını alma (Allah onurlu zuhurunu erken göstersin), onu kullanılması gereken yerlerde harcama, çocuk, sefih, deli ve kamu vakıflarına kayyum veya mutevelli atama yetkisine kendisi sahip olup, ayrıca köprüler inşa etme, okul ve hastaneler yapma, yer altı madenlerini çıkarma, tarla ve arazileri ıslah etme gibi genel kamu düzenini koruyan her türlü faaliyetlerde bulunur, hadleri uygular, eşi tarafından hakları verilmeyen kadını boşar ve diğer bir çok şeyi yapma yetkisine sahiptir.     

[2]. Nehc’ul Belaga, 40. Hutbe. Haricilerin Hüküm sadece Allah’ındır dediklerini duyduğu zaman irad etmiştir.

[3]. Bkz: El-Usvet’ul Hasane Li’l Kadeti ve’l Muslihin kitabımız.

[4]. İlel’uş Şerai’, Şeyh Saduk.