• Post on Facebook
  • Twitter
  • pdf
  • Print version
  • save
Most Popular

DİNÎ MERCÎ YAKUBÎ: İYİLİK VEYA KÖTÜLÜK YAPAN ONU MUTLAKA GÖRECEKTİR

|   |   times read : 36
Font size: Decrease font Enlarge font

ALLAH’IN ADI İLE

25/07/2019

21 ZİLKADE 1440

DİNÎ MERCÎ YAKUBÎ: İYİLİK VEYA KÖTÜLÜK YAPAN ONU MUTLAKA GÖRECEKTİR

Dinî mercî Şeyh Muhammed Yakubî (gölgesi esirgenmesin) Kur'an-ı Kerim’i, insan hayatını düzenleyen bir anayasa, onun mubarek ayetlerini de bu anayasanın hükümleri olarak kabul etme ihtiyacına vurgu yaptı. Zira onlar, insanın dünya hayatını düzenlemek suretiyle dünya ve ahiret hayatındaki saadetlerini garantiler.

Yüce Allah’ın kullarıyla ilişkilerinde ilahî rahmet ve keremine işaret ederek aşağıdaki ayetin tefsirine değindi: مَن جَاء بِالْحَسَنَةِ فَلَهُ عَشْرُ أَمْثَالِهَا وَمَن جَاء بِالسَّيِّئَةِ فَلاَ يُجْزَى إِلاَّ مِثْلَهَا وَهُمْ لاَ يُظْلَمُونَ Kim bir iyilik yaparsa, ona on katı vardır. Kim de bir kötülük yaparsa, o da sadece o kötülüğün misliyle cezalandırılır ve onlara zulmedilmez. (Enam/160). Sübhan olan Yüce Allah, iyilikleri kat be kat artırır, kötülükleri ise aynısıyla cezalandırır. Hatta eğer kulları işlemiş oldukları günahlarından ötürü pişmanlık duyar, tövbe ve istiğfarda bulunurlarsa Yüce Allah, işlemiş oldukları günahlarını affeder ve hiç işlenmemiş gibi amel defterlerinden silip atar.

Zat-ı Muhteremleri söz konusu değerlendirmeleri, Bağdat merkezde faaliyet gösteren Fatımat-uz Zehra’nın (s.a) Sevenleri kuruluşundan gelen bir gençlik delegasyonu heyeti ile Necef'teki ofisinde gerçekleştirilen bir toplantı sırasında dile getirdi. Yapılan toplantı Kur’an-ı Kerim’den okunan mübarek ayetlerle başladı. Daha sonra gelen heyet temsilcileri konuşmalarına başlayarak, ulema ve taklid merciî gibi yüce şahsiyetlerin özellikle de Muhterem Şeyh Yakubî’nin toplumsal, siyasal ve ekonomik alanda var olan sorun ve problemleri teşhis etme ve onlara etkili çözümlerin geliştirilmesindeki rollerine vurgu yaparak bu tür şahsiyetlerin varlığı başta olmak üzere, Yüce Allah’a kullarına bağışlamış olduğu bütün nimetlerinden dolayı hamd ve senada bulundu.

Daha sonra Muhterem Dinî Mercî, insanın bütün hareketlerine, duruşlarına, söylemlerine ve eylemlerine dikkat etmesi gerektiği üzerinde şiddetle durarak hacmi ve ağırlığı ne olursa olsun Yüce Allah’ın nezdinde kayıt altına alındığını ve ondan hesaba çektirileceğinin altını çizdi. Zira yaptıkları iyiliklerden dolayı kullarını mükafatlandıran ve işledikleri kötülüklerden ötürü de onları cezalandıracak olan yegane otorite Yüce Allah’tır. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: فَمَن يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ خَيْرًا يَرَهُ ، وَمَن يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ شَرًّا يَرَهُ Artık kim zerre ağırlığınca bir hayır işlerse, onun mükâfatını görecektir. Kim de zerre ağırlığınca bir kötülük işlerse, onun cezasını görecektir. (Zilzal/7-8). İnsan, kıyamet gününde dünyada yapmış olduğu kötülüklerden ötürü hüzünlenip korkuya düştüğü gibi yapmış olduğu iyiliklerinden dolayı da sevinir. Bu yüzden akıllı bir insan, burada günah işlememeye veya yukarıda geçen Ayet-i Şerifede belirtildiği üzere zerre miktarı bile olsa bir eylem veya söylemle kimseye zulmetmemeye azami derecede dikkat etmelidir.

Muhterem Dinî Mercî bu bağlamda İslam toplumların değer ve davranış sistemleri için büyük tehlike arz eden ve halk arasında dilden dile dolaşan iyilik yap deniz at gibi bazı deyim ve atasözlerini de eleştirdi. Bu tür deyimleri kullananların gerçekte Yüce Allah’ın şu buyruğunu unutmuş  فَمَن يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ خَيْرًا يَرَهُ Artık kim zerre ağırlığınca bir hayır işlerse, onun mükâfatını görecektir. (Zilzal/7) Yücelik ve Azamet sahibi Rabbinin, kullarını mükafatlandıracağı büyük mükafat ve ücretten de gaflete düşmüşlerdir. Bu tür zavallı kimseler, yapılan eylem ve iyiliklerin karşılığının insanlar tarafından verileceğini sanmaktadırlar! Halbulki mümin bir kimse, kimsenin ne diyeceğine veya vereceği karşılığa bakmaz. Zira o, sadece ve sadece Allah rızası için insanlara iyilikte bulunur. Doğrusu bu konuda da bizim için Ehlibeyt (a.s) ve Peygamber Efendimizde (s.a.a) çok güzel örnekler bulunmaktadır. Yüce Allah, Peygamber’in Ehlibeyti’nin (a.s) yoksul, yetim ve esirleri yedirmelerine işaret ederek şöyle buyurur: إِنَّمَا نُطْعِمُكُمْ لِوَجْهِ اللَّهِ لَا نُرِيدُ مِنكُمْ جَزَاءً وَلَا شُكُورًا O kullar adaklarını yerine getirirler. Kötülüğü her yanı kuşatmış bir günden korkarlar. (İnsan/7).

Son olarak Dinî Mercî Hazretleri, daha gençlik aşamasından başlayarak Kur’an ve Hz. Peygamber'in (s.a.a) Sünnet-i Şerifeleri esas alınarak sağlam temellere dayalı sağlıklı bir yaşam kurmaya yatırım yapma zorunluluğuna işaret etti. Bu bağlamda Sadr-ı İslam döneminde gençlerin, Hz. Peygamber'i (s.a.a) destekleme ve İslam davetini yaymalarındaki etkin rollerine vurgu yaptı. Aynı zamanda Fatımat-uz Zehra’nın Sevenleri Kuruluşunun topluma hizmet etmedeki rolüne ve muhtaçlara yardım elinin uzatılmasındaki etkin çalışmalarına övgüde bulanarak kendilerine, aynı heyecan ve aynı şevkle çalışmalarına devam etmeleri öğüdünde bulundu.